Iğdır 'da 20 Yanvar Şehitleri Anıldı

Iğdır'da, Azerbaycan’ın bağımsızlığın sembolüne dönüşen ve tarihe "Kanlı Ocak" olarak geçen 20 Ocak Katliamının 27. Yıl dönümünde kurbanları anıldı.

 

                   Iğdır Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği'nce, 20 Ocak 1990 yılında yaşanan katliamda hayatını kaybedenleri anmak ve Türkiye’deki Şehitlerimizi anmak için Iğdır Kültür Merkezi'nde anma programı düzenlendi.

             

                   Türkiye ve Azerbaycan'da şehit düşenler için Kuran-ı Kerim okunup, duaların edildiği programa, Iğdır Valisi Ahmet Turgay Alpman, Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guliyev, İl Emniyet Müdürü Orhan Çevik, Iğdır  Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği Başkanı Ziya Zakir Acar ile Karakoyun ve Aralık Belediye Başkanları, Azerbaycan Kars başkonsolosluğu Iğdır il temsilcisi Behbud GADALI, Iğdır Ehlibeyt Alimler Derneği başkan ve üyeleri, çok sayıda Azerbaycan ve Türkiye'den vatandaşlar katıldı.

 

                     Açılış konuşmasını Ziya Zakir Acar yaptı, Bakü Devlet Üniversitesinden Nezaket Hüseyingızı, Kars Başkonsolos Nuri Guliyev Ve Vali Ahmet Turgay Alpman konu ile ilgili konuşma yaptılar.

  Iğdır Valisi Alpman, programda yaptığı konuşmada, 20 Ocak 1990 Katliamını FETÖ'nün darbe girişiminde yaşattıklarına benzeterek yaşanan olayları hatırlattı. Darbe girişiminde tankların 1990 Bakü Katliamındaki gibi silahsız vatandaşların üzerine yürüdüğünü anlatan Alpman, "Bakü'de yaklaşık 150 şehit vardı, 15 Temmuz'da da 240'ın üzerinde Türkiye'de şehit oldu. Bu iki olayın ortaklığı var, bizim düşmanlarımız ve bizim bu vatanı bu milletin iradesini korumak için yaptığımız mücadele. İki tarafta da tanklar uçaklar gördük ve iki tarafta da silahsız ama yürekleri olan insanların mücadelesi vardı. Türk Milleti, Azerbaycan Türkü, iki ayrı devlet ama tek millet olduğunu bu olaylarda kanıtladı. Biz Türk milleti olarak Bakü'de 20 Ocak'ta yaşanan bu katliam nedeniyle bizim içimiz, yüreğimiz yandı. 15 Temmuz'da da biliyorum ki Azerbaycan'daki Türklerin aynı şekilde Türkiye'de olan bitenler için yüreği yandı. Aynı acıyı hissettik aynı acı hissedildi. Biz bugün Karabağ da, Suriye sınırında şehitler veriyoruz. B şehitler vatanları için seve seve can veriyorlar. Biz bu vatanlarımızı şehitlerimize borçluyuz. Bizler tek kalbiz Azerbaycan Türkü, Anadolu Türkü tek kalbiz acımızı aynı anda paylaşırız Bugün Karabağ’da bir milyon Türk vatanlarından uzakta inşallah bu insanlar topraklarına dönerler birliğimizi koruyacağız. 15 Temmuzları 20 Ocakları unutmayacağız." dedi.

 

Azerbaycan Kars Başkonsolosu Nuru Guliyev de 1990 yılının 13 Aralık tarihinde Bakü'ye özel bir birlik getirildiğini hatırlattı.

 

Bu özel birliğin çoğunun Ermeni asker ve subaylardan oluştuğunu anımsatan Guliyev, "O birlikler rastgele ateş açıp sivil insanlarımızı, halkımızı katlettiler. Katletmekten zevk aldılar, sindirmeye çalıştılar ama başaramadılar. Halkımız ayaklandı, özel birlikler olsa da onlara karşı koydu. Silahın üstüne silahsız gitmeyi de yıllar sonra Türkiye'de yaşadık. O zaman Sovyetler Birliği'nin getirdiği özel birlikti, burada ise kendi askerimizin üniformasını giyinmiş içimizden olan düşmanlarımızdı. 15 Temmuz'u yapanlar milliyetçe, ırkça, dince aynı olsa da düşmanımıza uşaklık yapan, düşmanımızın oyuncağına dönmüş maalesef kendi içimizden olan insanlarımızdı."

 

Guliyev'in konuşmasının ardından katılımcılara "Kara Ocak" konulu slayt gösterisi izletildi.

 

Ziya Zakir ACAR’ın kunuşması:

Tarih, Türklere karşı yapılan soykırımlarla doludur. Türklerin Batıda Viyana’dan, Doğuda ise Kafkaslardan çekilmeye başladıkları dönemlerden sonra, Türk coğrafyasında yaşayan kardeşlerimiz soykırım,  asimilasyon, işkence ve büyük göçlere maruz kalmışlardır.

 

Şimdilerde de, Her gün; bir şehit haberi duyuyoruz…


Daha yirmili yaşlarda, hayatının baharında… Kim bilir geleceğe dair ne planları vardı, kim bilir belki çok güzel bir hayatı olacaktı. Ama o 20 yaşında ve şehit oluyor. Vatanı için, gözünü kırpmadan.

 

Türk Milleti,  dün böyleydi. Bugün de böyledir!

 

Öleceğini bile bile, kahramanca cepheye koşmak; varını yokunu ortaya koymak; bağımsızlık uğrunda, millet uğrunda hiç bir sorumluluktan kaçınmamak...

 “Tam da devletin, milletin geleceği için bin bir türlü cefa çeken yüce Türk Milleti’ne yaraşır.”

 “Kınalayıp ölüme yolladığı evladının geriye tabutu gelince bağrına taş basan analara yaraşır.”

 

Çeliğe, baruta, topa, tüfeğe, 'tek dişi kalmış canavar'a imanla diz çöktürmüş bir milletin, ümmetin torunlarıyız.

“Geçmişimizi bilmekten daha çok, onu geleceğimize yansıtmak önemlidir.” Bunun için muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

 

Tarihten günümüze “Ermeni Meselesi” nin Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da çıkar ve emelleri olan emperyalist devletlerin plan ve programları dâhilinde, yürüyen bir süreç olduğunu hatırlatmak istiyorum.

 

Ermeni meselesinin bugün geldiği nokta da hepimizin düşünmesi gerekir!

 

Nedense haklılığımızı, uğradığımız bu vahşeti bırakın, dünyanın diğer milletlerine, kendi insanımıza bilhassa genç neslimize anlatacak mekanizmalarımızı ve propaganda çalışmalarımızı yeterince oluşturamadık!

 

19. yüzyıldan itibaren gerek Türkiye gerekse Azerbaycan toprağında Ermeni terörünün yol açtığı katliamları milli hafızamızdan silmeye çalıştık.

 

 Kıbrıs’ta da aynı şeyleri yaşadık. Daha dün denecek kadar yakın bir geçmişte Kıbrıs’ta yaşanan Rum vahşetine rağmen meydana gelen gelişmelerin büyük bölümü hafıza kaybının tezahürüne tipik bir örnek değil midir?

 

Türk milleti olarak kin ve nefreti hiç sevmeyiz! Hoşgörü kültürüyle besleniriz! Ve insanı Allah’ın yarattığı en kutsal varlık görürüz. Mazlumların hep yanında oluruz! Bu özelliklerimizle milletler ailesi içinde müstesna bir yerimiz vardır.

 

Ama bu durumun tehlikeli bir atalet duygusu haline gelmesine ve milli hafızamızın giderek zayıflamasına ve milli menfaatlerimize zararlı hale gelebilecek bir yapı haline dönüşmesine de izin vermemeliyiz!

 

Kan Dökmeyi Seven Bir Millet Değiliz. Ancak;

 Söz Konusu Vatan ise, Dünyanın Şah Damarını Keseriz.

 

   Azerbaycan’da karanfillerin çok büyük önemi vardır. Karanfil sevincin, aşkın, vatan hasretinin, millet sevgisinin sembolüdür. Karanfil, ancak güzel ve mutlu günlerde hediye edilir. Ve Karanfiller Azerbaycan’da hep güler.

Ancak karanfilin Azerbaycan edebiyatında tarihe ağlayarak girdiği gece vardır ki o geceye “Karanfilin ağladığı gece” derler.

Karanfilin ağladığı o buz gibi Ocak gecesinde, Sovyet Kremlini gücünü son bir kez bağımsızlık kavgası veren Azerbaycan Türk’ünün üzerinde denemek istemiş, Azatlık Meydanı’nda özgürlük için mücadele edenlerin kanları ile sokaklar kan gölüne dönmüş, kan rengindeki karanfiller şehitlerin üzerini kırmızı bir örtü gibi sarmıştı.

Azerbaycanlı kardeşlerimiz, Sovyet Ordusunun sert müdahalesine büyük tepkilere göstererek yüreklerini, canlarını vatan uğruna ortaya koydurlar. Bu bastırma, olayı protesto eden Azerbaycan Türklerini cezalandırmaktan öte, artan milliyetçi akımları ve bağımsızlık girişiminde bulunabilecek tüm Sovyet cumhuriyetlerine bir gözdağı niteliğindeydi.

Ancak bu taktik geri tepti ve Sovyet yönetimi altındaki Azerbaycan'da, diğer Sovyet cumhuriyetlerinde de olduğu gibi, milliyetçilik akımını ve bağımsızlık talebini hızlandırarak, Azerbaycan Türklerine, Sovyet yönetiminin topluca reddine neden oldu ve Sovyetler Birliği'nin çöküşünü hızlandırdı

 

Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasına giden yol, birçok bağımsızlık mücadelesinde olduğu gibi çok zorlu ve kanlı engellerin aşılmasıyla ortaya çıkmış. Bu tarihlerin içinde en önemlisi bugün 27. yılı hüzünle anılan kanlı 20 Yanvar (Ocak) hadiseleridir. Zira 20 Ocak 1990 gecesi meydana gelen acı olayların ardından baş veren gelişmeler 1991 yılında azatlığa giden yolu açmıştır.

Biz Iğdırlılar, olayı duyduğumuzda 25 Ocak 1990 Yılında sokaklara döküldük. Azerbaycanlı kardeşlerimizin acılarını yüreğimizde hissederek, bir nebze olsa da paylaşmaya çalıştık. Sokaklarda yüzbinlerce insan vardı ve haykırışlarıyla Azerbaycan yanındaydı.

 

Azerbaycanlı şehitlerimizi saygı ile anıyoruz. Türkiye’mizde vatan uğrunda şehit olan Mehmetçiklerimize, polislerimize minnettarlığımızı tekrarlıyoruz, manevi huzurlarında saygıyla eğiliyoruz.

 

Bizler şehitlerimizi unutmayacağız. Şehitler bizim yoldaşımızdır.

Ard arda dizili ay yıldızlı bayraklara bürünmüş, hayatının baharında soldurulmuş, kefenlerine kan bulaştırılmış cennet bekçileri, uğurlanıyor analarının feryatlarıyla mekânların en yücesine.

Hain pusularla söndürülen yaşamlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Acımadan namertçe arkadan uzanıyor katillerin eli gencecik bedenlere.

 Kıydıkları canların hesabı bu dünyada sorulacak elbet. Sorulmasa bile, mahşer de yakalarına yapışacak koskoca bir Türk Milleti var bu topraklar üzerinde.

Şehitlerimiz; Kalemi can, mürekkebi kan, asil bir ruhun; bu cennet vatanın özgür semalarına, varlık, birlik dirlik ve erlik adına attığı imzadır.

Şehit analarının ve babalarının evlat acısıyla arşa ulaşan yürek yangınlarını, bir an olsun dindirmek için Türk Milletinin onlara verebildiği en manidar emanettir.

Şehitlerimiz; Türk Milleti’nin kaderde, tasada, kıvançta birlikte olma iradesinin en kutsal işaretidir.

Türk Milleti’nin bağımsızlık uğruna akıttığı kanın ağıtlarının anıtı değil, yazdığı kahramanlık öykülerinin yarattığı ülküdür.

Şehitlerimiz; Bu vatana göz dikenlere kanımızın son damlasına kadar savaştığımızın ve savaşacağımızın işaretlerini taşıyan, ufkumuza vurulmuş inanç mührüdür.

Ve Kıyamete kadar özgür yaşayacak Türk Milleti’nin sonsuzluğa haykırışıdır dedi.

Üye Girişi