Iğdır

 

 

ARAS HAVZASI VE ÇEVRESİNİN KISACA TARİHİ

 Dünya coğrafyasında ender sayılacak bir özelliğe sahip iklim ve doğa özelliği ile Doğunun Çukurovası olarak adlandırılan Iğdır, üç ülkeye komşu olan şirin bir ilimizdir.

Türk tarihinin sembol bölgelerinden olan Iğdır, Doğu Anadolu’nun kiliti durumundadır. Iğdır, ”İpek Yolu” üzerinde (Tebriz, Tiflis, Erivan, Batum merkezleri) bulunmaktadır.

 Iğdır, İnsanlığın Nuh-Nebi Gemisi’nden Ağrı Dağı’nda dünyaya yayıldığı merkez beşiktir. Iğdır Asya Türklüğünün Anadolu’ya ilk adım attığı, ilk kök saldığı uğurlu toprak ve şimdi Türkiye’nin Asya’daki Türk ellerine açılan sevgi dolu sıcak kapısı, Türk ruhunun bayraklaştığı şirin, bereketli güzel bir vatan köşesidir.

 Iğdır insanlık tarihinin beşiği, Anadolu’nun anahtarı Türklerin ve Türklüğün geçit ve irtibat mahalıdır.

  Iğdır, Selçuklu Sultanı Alparslan (1063-1072) ilk batı seferi sırasında Bizanslılardan Ağrı Dağı kuzeyi ve Arpaçay’ı ile kolları boylarını fethederek bugünkü Müslüman Türkeli Türkiye’sinin temel atıldığı yerdir.

 

Iğdır, Osmanlı İmparatorluğu’nu kuracak ve üç kıtaya sahip olacak 632 yıl hüküm sürecek olan Osman Gazi’nin ilk ayak bastığı ve barındığı Anadolu’nun uğurlu Sürmeli Çukuru ’dur.

 Dede Korkut kitabında Hazar Denizi’nden Kızıl ırmak başlarına, Kafkas Dağlarından Kerkük ile Mardin’e kadar ki yerlere uzayan Oğuz-eli ülkesinin hükümdar hanedanı  olan “Salvan Kalan Han” sülalesinin çifte başkentinden birisi olan “Sürmeli” (öteki: Ağca Kale) şehri örenleri bugün Iğdır’da ve baraj yakınındaki Kara Kalesi yerindedir. Iğdır, Karakoyunlu, Aralık ve Tuzluca ilçeleri bölgeleri için tarihte ve halk arasında yaşaya gelen “Sürmeli Çukuru” deyimi buradan gelmedir.  

En eski Türk diline göre güneye ala veya kızıl, kuzeye kara veya karaca, doğuya yeşil veya göğce, batıya ak veya akça denilmesi gibi milli geleneğimiz yüzünden Sürmeli Çukurunda oturan Oğuzlar, güneylerindeki yaylakları olan dağa “Arkuri” “Yatan Alatağ” ‘ın eski yaylağı “Ahura Köyü” hem de Katip Çelebi’nin Cihannümasında anıldığı gibi Ark(ur)ı-dağı ve şimdiki Ağrı dağı sözü bundan kalmadır.

 1220-1225 yıllarında sonradan gelen Osmanlıları çıkaracak olan 400 çadırlı Kayı Boyu Ertuğrul Gazi ve kardeşinin idaresinde “Sürmeli Çukuru’nda” Kars’ın da dahil olduğu yaylalarda ve Pasin Ovasında yayladılar. Ancak Harzim Şah ordusu yaklaşınca buradan göçüp Erzincan’daki Yaslı Çimen dağına vardılar. Böylece koca Osmanlı İmparatorluğunun çekirdeğini teşkil eden Kayı Boyu da Eski Oğuzların başkenti olan Sürmeli Çukuru’nda barınmıştır.

 Iğdır, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük dağı olan Ağrı Dağı ile Aras Nehri arasında bulunan eşsiz güzellikte bir ilimizdir. Iğdır, kültür zenginliği, tarihi eserlerle dolu bir ata mirasıdır. 

 Iğdır, Kars ve çevresi Yukarı eller, eski çağlarda kavim adlarına göre Urartuların ilah adıyla Kalde, Saka Türklerinin Zen-Avasta’ki adıyla (Hunlar) ülkesi diye tanıdığı gibi eski Part’ların milli adına göre 11. yüzyıldan beri Torkom (an) Türkmen ülkesi ve Oğuz-name de Oğuz elleri diye anılan yerlerdir. [1]

 IĞDIR ADININ KAYNAĞI

           Iğdır'ın adı; 24 Oğuz boyundan 21’ncisi sayılan İç-Oğuzlar-Üç-Ok kolunun ve Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olan Cengiz Alp'in en büyük oğlu olan "Iğdır Beğ" den gelmektedir. Bu boyun ilk başbuğu Iğdır Beğ'dir. Iğdır'ın kelime olarak manası "iyi, büyük, yiğit başkan, ünlü ve sahip" gibi anlamlara, Yazıcıoğlu ve Resid-Üd-Din'e göre ise "iyi, ulu, bahadır" manalarına gelmektedir. Yöre halkı Iğdır ismini “İydir” olarak telefuz etmektedir. (Deniz Han’ın diğer oğulları Böğdüz, Yıva, Kınık’dır.)

Iğdır Beğ, dört kardeşin en büyüğüdür. Kabilesi Aras havzası ve Azerbaycan bölgelerine yerleşmiştir. Bunun en büyük delili Yıldırım Beyazıt'ın 1402 yılında yapılan Ankara Savaşında Timur'a yenilmesine sevinen Hıristiyan âlemi, tebrik için Timur'a birçok elçi göndermişlerdir. Bu elçilerden biri olan İspanyol Klavijo'nun anlattığı gibi Iğdır Kalası (Iğdır Korganı) bugün Ağrı Dağı eteklerinde halen harabe halinde bulunmaktadır. Klaviyo, buraya "kayalık üzerinde duran bir kal'a” diyerek, adının da "Iğdır" olduğunu belirtmektedir.[2]

Ruy Gonzales De Cilavijo seyahatmemesinde şöyle anlatmaktadır[3]. 26 Mayıs Pazartesi günü Aras Nehrine ulaştık ve kıyısında mola verdik. O gün yolculuğumuz çukurlar ve tepeler arasında geçti. Aras kıyısında ilerlemeye devam ettik. Burada dağın tepesinde kurulmuş bir kale vardı. Dağ-taş tuz kayaları ile kaplıydı. Civar köylerden gelenler buralardan tuz alıp yemeklerinde kullanıyorlarmış. Şimdi Surmari şehrini anlatacağım. Bize anlatıldığına göre tufandan sonra kurulan ilk yer burasıdır. Biz buraya 29 Mayıs 1404 Perşembe günü öğle üzeri ulaştık. Surmari büyük bir şehirdir. Ağrı Dağı buradan altı fersah kadar öteye uzanır. Nuh’un gemisi bu sağın üzerine konmuştu. Aras Nehrinin kenarında olan Surmari/Sürmeli, bir taraftan derin bir vadi ile çevrilmekte diğer taraftan diğer taraflarda ise sarp dağlar yükselmektedir. Bu bakımdan şehir son derece muhkem bir yerdedir. Kapısı üzerinde kuvvetli kuleleri olan bir kalesi vardır. Kalenin biri dış, birisi de iç olmak üzere iki kapısı vardır. Hakikaten bu Surmari şehri tufandan sonra kuru toprak üzerine kurulan ilk şehirdir. Burayı kuranlar Nuh’un oğullarıdır.

 Ertesi günü (Cuma) Sürmari’den hareket ettik. Yolda bir kayanın üzerine kurulmuş kaleye rastladık. Dul bir kadın bu kalenin sahibesi idi. Timur’a vergi veriyordu. Eskiden burada eşkıyalar barınmaktaydı. Bunlar civardan gelip geçen yolcuları soymakla geçiniyormuşlar. Timur buradan geçerken kaleye hücum ederek zapt etmiş ve eşkıya reisini öldürmüş. Sonra da kaleyi reisin zevcesine vermiş. Timur giderken kalede eşkıya barınmaması için bütün kapıları söktürmüş. Bir daha buraya kapı yaptırılmamasını emretmiş. Biz buraya vardığımızda gerçekten de burada kapı yoktu. Bu kalenin ismi “Iğdır” dır. Ağrı dağının ucunda bulunan bu kale Hz. Nuh zamanından yapılmış geminin tam durduğu yerdedir. Iğdır Kalesinin sahibesi bize çok iyi misafirperverlik gösterdi. O gece ağırladı ve bütün ihtiyaçlarımız temin etti. Ertesi günü Iğdır’da çıkarak Nuh’un gemisinin durduğu dağa vardık. Bu dağ son derece yüksek ve tepesi kar ile örtülüdür. Her tarafa kar yağmıştı ve vadiler çıplaktı. Buralarda ırmak yoktu. Bununla beraber yerlerde bol çayır ve çalı vardı ve  bunlar arasında birçok ırmak akmaktaydı. Dağın arkasında idik ve yolda bir takım harabe ile gayet iri taşlardan yapılmış temellere rastladı. Dağın eteğinde vadilerde bazı böcekler bulunmakta idi ki bunlarla ipekler kırmızıya boyanırmış. Tepeler üzerinde bir şehir harabesi gördük. Buranın asırlardır boş bulunduğu anlaşılıyordu. Harabe enkazı bir fersah kadar uzanmakta idi. Buralarda rastladığımız insanların bize bildirdiklerine göre bu enkaz Hz. Nuh’un oğulları tarafından inşa olunan şehrin kalıntısıdır. Bu harabenin aşağısında uzanan ova içinden suyolları geçiyordu. Ötede beride ağaçlar vardı. Her taraftan pınarlar fışkırmakta idi.

 Ağrı dağının çok yüksekte ve pek dik bir zirvesi vardır. Bulutlardan dolayı bu zirveyi göremiyorduk. Burası yaz kış böyle sis içerisindedir. Sebebi dağın yüksekliğindendir. Bu gün burada hoş bir fıskiye karşısında dinlendik. Sular bir kıyıdan fışkırıyordu. Biz burada otururken bulutlar dağıldı ve bütün dağ silsilesini tepelerine kadar görebilmek imkânı elde ettik. Çok geçmeden bulutlar tekrar toplandı ve her tarafı kaplayıp kapattı. Ağrı Dağı'nın zirvesine yakın küçük Ağrı Dağı’nın zirveleri görülüyor. Bu dağın zirvesi Dim diktir. İki dağın arası bir heybeye benziyor. Bize anlatıldığına göre Nuh’un Gemisi burada durmuştu. İki Ağrı Dağı zirvesi arasında heybe gibi uzanan yer daima kar ile kaplıdır.[4]

Eski çağlardan beri bu bölgenin merkezi Urartular çağından kaldığı anlaşılan Armavir/Surp-Mari/Surmari/Sürmeli adlarıyla anılan ve “Kitab-i Dede-Korkud’da Eski Oğuzlar/Arsaklılar’ın kışlak payitahtı olarak “Sürmelü” diye geçen ve şimdi Aras’ın sağ kıyısındaki iri kesme taşlı ulu yıkıntıları “Kara-Kala (k)” veya adaşlarında ayrıt etmek için “Iğdır Karakalası” denilen büyük şehirdi. İlk Osmanlı tarihlerinde Ertuğrul Gazi idaresinde buralarda kışlayan Kayılar’ın Söğüd’e gelmeden önceki yaşayışlarından bahsedilirken “Sürmeli-Çukuru” diye gösterilen bu ova, öteden beri yerlileriyle çevresindeki Türklerce de bu adla anılmaktadır. 1828’den beri doğu bölümünün merkezi Iğdır ve batı bölümünün merkezi Kulp (1934 tenberi adı Tuzluca) kasabalarıdır.[5]

GENEL JEOLOJİ

         Iğdır ovası, kıvrımlı Alp Sisteminin bir bölümü olan İç Doğu Toros’ın iç kavsinin kuzeyinde batı-doğu yönlü bir depresyon sahasında yer alır. Tuzluca’nın batısında görülen mesozoik yaşındaki ofiolotik seri havzanın temelini oluşturur. Tuzluca’dan batıya doğru Aras Nehri’nin güneyinde görülen bu ofiolitik temel Iğdır Ovası’nın güneyinde mağmatik kayaç örtüsünün altında görülmemektedir. Ancak Doğubeyazıt ile İran sınırına doğru tekrar ortaya çıkmaktadır.

            Bölge içerisinde bulunan en yaşlı formasyon Paleozik kireçtaşlarıdır.  Ovanın doğusunda Aralık Yukarı Çiftlik ile Ortaköy arasında küçük bir alanda mostra verirler. Üst pliosen Aşağı Erhacı Köyünün güneyi ile Sürmeli, Olgunlar ve Değirmenköy çevresinde görülür. Üst pliosen sert çimentolu, yer yer çapraz tabakalanmalı, kırıklı ve pembe renkli grelerden oluşmuştur. Lamellibranş ve gastropod içerirler. Pliosen 3000 metreden daha kalındır. Batıda yüzeyde görülen pliosen formasyonları doğuda ova tarafında alüvyon altında kalır ve geçirimsiz tabanın kayacını oluştururlar. 

            Batıda tektonik birliğinde yer alan Iğdır Ovası (yaklaşık 40 enlem ve 44 boylam) güneyde Aras dağları, kuzeyde Ermenistan sırtları arasında akan Aras Nehrinin yatağı üzerinde gelişmiş tektonik kontrollü romboidal şekilli bir ovadır. Aras Nehrinin ana yatağı köşeli drenaz ağı oluşturacak şekilde KB-GD ve KD-GB doğrultulu kırık sistemi ile kontrol edilir. Deniz seviyesinden 900 m yükseklikteki ovanın litolojisini pliyo-kuaterner yaşlı alüvyonlar, konglomeralar ve bazaltik lav akıntıları oluşturur. Iğdır’ın hemen güneyinde yer alan Ağrı Dağı’nın Quaterner bazltik lavları ovanın güney kısımlarını kısmen örtmüştür.

            Iğdır Korhan Yaylası çevresi sahası içerisinde hâkim itolojik birim bazaltlardır ve Iğdır Ovasının güneyinde çok geniş bir alanda yayılmışlardır. Güneydeki geniş bir alanda yayılan bazaltlarla andezitler birer strato volkan olan Büyük ve Küçük Ağrı volkanları ile Solaha ve Hama dağlarındaki kraterlerden taşarak Iğdır Ovasının güneyini kaplamışlardır. Büyük Ağrı volkanının çıkardırğı akıcı lavlar Karakoyunlu ve Taşburun bazaltlarının oluşumunda ana konilerin püskürtmeleri de etkili olmuştur. Ovadan güneye bakıldığında aralıklı püskürtmelerin oluşturduğu kademeli lav platoları dikkati çeker. Bazaltlar siyah renkli kırıklı yapı sergilemektedir. Ovanın batısında Karekale mevkiinde yer alan bazaltlar ovanın güneyindekilerden farklıdır. Kompakt ve çok düzgün prizma yapısı gösterirler. [6] 

İLİN KONUMU VE İDARİ BÖLÜNMESI 

Iğdır ili,  Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum-Kars bölümünde ve 39–41 kuzey enlem, 43–45 doğu boylamları arasında yer almaktadır. Iğdır İli’nin kuzey ve kuzeydoğu sınırını Aras Nehri ve bu nehrin yatağı boyunca geçen Ermenistan sınırı teşkil eder. Bölgenin güneydoğusunda Nahcıvan ve İran, güneyinde Ağrı İli, batı ve kuzeybatısında ise Kars İli yer almaktadır. Iğdır, 1934 yılında ilçe, 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanun hükmünde kararname ile de il statüsüne kavuşmuştur. 

Doğu Anadolu gibi yüksek platolar ve geniş dağlık kesimlerin bulunduğu Iğdır’da,  batıdan doğuya doğru sırasıyla Durak Dağı, Zor Dağı, Pamuk Dağı., Büyük Ağrı Dağı ve Küçük Ağrı Dağı bulunur. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı, İran ile tabii sınır teşkil eder.

Önceden Kars İli’ne bağlı olan Iğdır’ın merkez ilçesinin doğusunda Tuzluca, batısında Karakoyunlu ve Aralık ilçeleri bulunmaktadır. Karakoyunlu İlçesi, Aralık ve merkez ilçe arasındadır. Iğdır, merkez ilçe olmak üzere Tuzluca, Aralık ve Karakoyunlu ilçeleri ile birlikte 4 ilçe, 157 köy, 100 dolayında köy altı mezra yerleşiminden oluşmaktadır.

Iğdır İl sınırları içinde toplam 8 adet belediye bulunmaktadır. Bunlar sırası ile Iğdır, Aralık, Halfeli, Melekli, Karakoyunlu, Hoşhaber, Taşburun ve Tuzluca belediyeleridir.

 

Aras gelir taş ile

 Suyu kalkar baş ile

 Önceler dup duruydu,

 Bulandı gözyaşıyla

Aras Havzası, özellikle Iğdır ve çevresinin insanlık tarihinin çok eski devirlerinden beri yerleşim yeri olarak kullanıldığı ve tarih boyunca birçok kavimlerin egemenliğine girerek, bu kavimlerin medeniyet ve kültürlerine ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Yörede Neolitik devrin M.Ö. 4000 yıllarına kadar sürdüğü kabul edilmektedir. 1943 yıllarında yapılan araştırmalarda Aralık ilçesinde, Iğdır merkez Yaycı Köyü ve Karakoyunlu ilçesi Gökçeli Köyü’nde, Tuzluca Kamışlı ve Gaziler köyünde höyükler tespit edilmiştir. Aynı zamanda Revan (Erivan) bölgesinde yapılan araştırmalarda da Neolitik devre ait çeşitli belgeler bulunmuştur. 

Yörenin sahip olduğu elverişli iklim, toprak, su ve sulama şartları yanında, Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen kavimlerin geçiş yolları üzerinde bulunmasından dolayı bölge için Neolitik devrin başlangıç tarihinin, Anadolu ve Mezopotamya için kabul edilen M.Ö. 6–7 bin yıllarına kadar uzanacağı tahmin edilebilir. Yörenin ilk yerleşik kavimi M.Ö. 4. binde Orta Asya’dan gelip, Azerbaycan ile Doğu Anadolu bölgesine yerleştikleri tahmin edilen Hurilerdir. Asyalılar ismiyle tanınan bu kavimler, Ön Asya ve Mısır’a göçmeden önce, madenleri ve yazıyı keşfetmişlerdir. Hurriler M.Ö. 3. Bin yılda Doğu Anadolu’nun dağlık bölgelerinde Aras boylarına kadar ve Van Gölü civarında yaşamışlardır.

 Huriler kuzeyde Aras boyları, Sahat Çukuru (Iğdır; Revan Ovası) ile Zagros Dağlarından, GüneydoğuAnadolu ve Akdeniz’e kadar yayılmışlardır. M.Ö. 1500 ile1300 yılları arasında Mittani Krallığı’nı kurmuş olan Huri boyları,bu tarihten sonra bölgenin Hitit Devleti’nin egemenliğine girmesiyle,bir kısmının Asurlularla kaynaştığı, bir kısmının da Van Gölüçevreleriyle Murat, Karasu ve Aras ırmaklarının boylarında küçükbeylikler halinde yasamaya devam ettikleri bilinmektedir. Bölge,Kral Menua (810–785) zamanında Urartu devletine bağlanmıştır.

 Ağrı Dağı ile Aras ırmağı arasında varlığını sürdürmekte olan Diau-Ekhini Krallığı, Kral Menua tarafından fethedilerek, merkezTuspa’ya bağlanmıştır. Aras Irmağı boylarında şehir hayatınınUrartulardan önce başladığını, Karakoyunlu ilçesiyle TaşburunNahiyesi arasındaki, Çolegert dolaylarında, Bulakbası ve Kazancıköylerinde, Kral Menua adına yazılmıs Urartu kitabelerinde bulunanşehir adlarından anlaşılmaktadır.1M.Ö. 9. yy. başlarından itibaren bölge tarihinin aydınlanmayabaşladığını görmekteyiz. Nitekim söz konusu bu kayıtlarda geçenşehir adlarından, Aras ırmağı boylarında şehir hayatının Urartulargelmeden önce de canlandığını anlıyoruz.

 Urartular iki yüzyıldanfazla egemenlik kurdukları bu bölgede tarım faaliyetlerini çok ileribir düzeye ulaştırmış ve tarım alanlarını sulamak amacıyla birçok kanal ve bentler yapmışlardır. Buna bağlı olarak, köy ve şehir hayatı büyük bir canlılık kazanmıştır. Sakalar ve aralıklarla gelen Oğuzlar gibi, yaylak-kışlak hayatı yasayan Türkler devrinde de şehir hayatı canlanmıştır. Yerleşik yaşam yerine daha çok konargöçer yaylak-kışlak hayatı yasayan Sakalar, yeni şehir ve kaleler kurmamışlar, ancak hazine mallarını korumak ve kısmen pazaryeri yapmak için eski korunaklı yerleri şenlendirip yaşatmışlardır. Saka boyları ve oymaklarının kurduğu küçük Arsaklı Devleti zamanında Oğuz hanları eski bir şehir olan Armavir’i kışlak, Arpaçay’ın Aras ırmağıyla birleştiği yer dolayındaki Ağca kalesini de yaylak merkezi olarak kullanmışlardır. Iğdır bölgesinde bulunan hemen hemen her mezarlıkta koç, koyun mezar taşı örneği bulunmaktadır. Karakoyunlu, Taşburun, Cennetabat, Oba, Hakmehmet,Yaycı, Küllük, Ağaver, Melekli, Aşağı Çarıkçı, Bayraktutan, Kasımcan, Kuzugüden, Gedikli, Aliköse ve birçok köy mezarlığında görülen koçbaşlı mezar taşları, süregelen bir gelenektir.

 Koçbaşlı mezar taşı örnekleri Karakoyunlı merkez mezarlığı ile Yaycı Köyü içerisinde bulunan eski mezarlıklta yoğun olarak görülmektedir. Artaksiyaslılar, dini inançları Bakımından komşularının tesiri altında kalmışlardır. Sakalardan Şamanlık, İranlılardan Zerdüst dinini almışlardır. En çok ibadet ettikleri bir tanrı olan Aramezdi (Ahura Mazda Hürmüz) Zerdüşt dinine ait ilahlardandı. Ahura’yıilk kuranlar Artaksiyaslılar olup, birçok mabedin bulunduğubu dini merkez, 2200 yıla yakın bir geçmişe sahiptir. Halen AğrıDağı yamaçlarında, bugün Yenidoğan adını taşıyan Ahura’nındini bir ibadet yeri olduğu anlaşılmaktadır. M.S. 439 yılında Küçük Arsaklı Devleti yıkılınca, bölge İranlıların (Sasaniler) eline geçmiştir. Ve bu tarihten sonra yöre, 646 yılında Müslüman Arapların eline geçmiştir. Tarihi kaynaklardan, uzun süren savaşlar sonucu bölgenin sürekli olarak Araplar ve Bizanslıların arasında sık sık el değiştirdiği tespit edilmektedir. Bölge, 1045 yılında Divin Emiri Seddadlı Ebırl Usvar-Savur (1020 -1067) tarafından ele geçirilmişken, 1045 yılında Bizanslılar buraları da zapt edince, Ani Theması’na bağlanmıştır. Sürmeli Çukuru, Borçalı Çayı 1 ile Khıram Çayı boyları, Çıldır Gölü çevresi ve Arpaçay boylarıyla, Kars Yaylası bölgesiyle birlikte 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan ve oğlu Melikşah’ın Bizans ülkesine yaptıkları ilk seferde, Selçuklu ülkesine bağlanmıştır.

 Meliksah, yanında Nizamülmülk olduğu halde, Nahçıvan’ın batı koşmuşu Sürmeli Çukuru’na, Ağrı Dağları kuzeyine gelirken, Iğdır Korganı yerinde kayalık tepe üzerindeki Satık denilen hisara hücum ederek fethetmiştir. Bunu müteakip Melikşah Sürmari denilen kaleye geçerek burasını da fethetmiştir. Ayrıca, bunun batısındaki bir kaleyi de fethederek Selçuklu topraklarına katmıştır. Böylece 1064 ilkbaharında Selçuklu ordusu, bir daha geri vermemek üzere Bizanslılardan fethettiği ilk Anadolu toprağı, Ağrı Dağları ve Aras Nehri arasındaki Sürmeli Çukuru bölgesidir. [7]

 

 

 Borçalı adı Timur zamanında 1380 Yılında Gürcüce kaynakta ilk defa kullanılmıştır. 18. Yüzyılda Safevilerin yerini alıp Afşar Henadanını kuran Nadir Şah,’ın öldürülmesinden sonra Afşarlar hanlıklara bölünmüşlerdir. Gence Beylerbeyi’nin yerine Gence Hanlığı kurulmuştur. Borçalı’da Gence Hanlığı’na bağımlı Borçalı Sultanlığı kurulmuştur. 1801 Yılında Rusya İmparatorluğu’nun Kartli-Kakheti Krallığını ilhak ettikten sonra 1840 yılında Borçalı Bölgesi Gürcistan Gubenniryası’na bağlanmıştır. Borçalı Gürcistan’ın Kvemo Kartli bölgesinde yer alan Türklerin yaşadığı tarihsel bir yerin adıdır. Kür Nehrinin güneyinde Gence ile Ahılkelek (Çavakhet) arasında bulunan ikiz boy Borçalı Kazaklar’ın Kasak/Kazak kolunun doğuda ve Alistev de denilen Kazak Çayı boyunda Borçalı/Barsalılar’ın ise bunların batısında ve Debet de denilen Borçalı Çayı boylarına yerleşerek buralara adlarını verdikleri bellidir.

 

Dilde haray salan kesin,

 İçi az yanar, az yanar.

 Bir derdim var, saza desem,

 İnan, saz yanar, saz yanar.

 Aras deyip garğayan2 var,

 Aras deyip ağlayan var.

 Gurd ağzı bağlayan var,

 Desem, söz yanar, söz yanar.

 Bu dağların dili çaydı,

 Bu çay yaman deli çaydı.

 Lil suları3 dil açaydı4,

 Yohsa, yaz yanar, yaz yanar.

 Dev elinde menim yolum,

 Ovsunludu5 sağım solum,

 Aras çayı, körpün olum,

 Ah, keç, nazlana-nazlana.[8]

 Iğdır ilini de içine alan Sürmeli Çukuru’nda meskûn olan Türkler, Selçuklu Türkmenlerinin gelişiyle hareketlenmiş ve bölge Orta Asya’dan yeni gelen Türk boyları için cazip bir yerleşim haline gelmiştir. Iğdır Ovası’nın da içinde bulunduğu Sa’d Çukur’u ve çevresi 1238–1256 yılları arasında Çingizlilerin, 1256–1355 yılları arasında da İlhanlıların hâkimiyetinde kalmış ve bu dönemlerde bölgede Türk yerleşimi oldukça güçlenmiştir. İlhanlılar devrinde Ağrı Dağı ve Sürmeli Çukuru; “Aladag Sancagı” adıyla bir yaylak merkezi sayılmıştır.

 Ihanlı Devleti’nin yıkılmasıyla bölge, 1357 yılında Celayirliler’in eline geçmiştir. Bölgeye 1379 yılında da Karakoyunlular egemen olmuştur. Kuzey ve Güney Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak bölgelerine yayılmış bulunan Karakoyunlu Türkmenlerinin en önemli yurtlarından biri de Sürmeli Çukuru’dur. Bölge 1386 yılı sonbaharında Timur tarafından fethedilerek, Türkmenlerin yönetimine bırakılmıştır. Timur’un bölgeye yaptığı birinci seferden sonra, kuzeyden Altınordu Devleti’nin işgaline maruz kalmıştır. 1392 yılında Toktamıs Han buraları Altınordu ordusunda bulunan Kırımlı Kıpçaklara bırakmıştır. Iğdır Kalesi’ne yerleşen Kıpçaklar, halka zulmederek yoldan geçen kervanları soyunca, 1394 yılında Timur, ikinci seferinde Iğdır Kalesi (Iğdır Korganı)’ni fethederek, kalenin bütün kapılarını yıktırmış ve bu kaleye bir daha kapı yapılmamasını emretmiştir. 1404 yılında Sürmeli Çukuru’ndaki eski bir kaleye adlarını verecek kadar çoğalan ve yerleşik bir yaşantıya geçtikleri anlaşılan Iğdır, Oğuzların yirmi dört boyundan yirmi birincisi sayılan Üç Oğuzlardan, Üç Ok koluna dâhil bir boyun adıdır. Iğdır (Sürmeli Çukuru) 1469 yılında Akkoyunlu Devleti’nin hâkimiyeti altına girmiştir.

  Bu tarihten sonra Sürmeli Çukuru ve Iğdır Ovası’nı tamamen kontrolü altına alan Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, bu bölgeyi kendine kışlak merkezi yapmıştır. Safeviler’in gelişine kadar bölge, Akkoyunlu yönetiminde kalmıştır. Akkoyunlu Sultanı Göde Ahmet, 1459 yılında,Igdır Ovasında öldürülünce, büyük karışıklıklar meydana gelmiştir. Bu kargaşadan faydalanan Şah İsmail, 1502 yılında Akkoyunlu Devleti’ni yıkarak Safevi Devleti’ni kurmuş ve bölgedeki Türkmenleri kendisine bağlamıştır.

 

Araz taşınca meler,

 Kür kavuşunca meler,

 Yavru öz anasından,

 Ayrı düşünce meler.

Yavuz Sultan Selim Han, Çaldıran Şavası’nda (1514), Şah İsmail’i yendikten sonra, bütün Doğu Anadolu’yla birlikte Aras boylarını da Osmanlı İmparatorluğu yönetimine bağlamıştır. Osmanlı ordusu, Çaldıran, Erzurum, Eleşkirt, Doğubayazıt (Ağrı Dağı’nın güneyi) yoluyla gitmiş, dönüşte ise Nahçıvan üzerinden (Ağrı Dağı kuzeyi) geçerek Sürmeli Çukuru’na girmiştir. Türkmen beylerinden olan Avşar beyleri, Osmanlının batıda yaptıkları savaşlardan faydalanarak bölgeyi bir süre daha yönetmişlerdir. Bölge, kesin olarak III. Murat devrinde, bugünkü Iğdır merkez, Tuzluca ve Aralık ilçelerinin fethi ile (1583) Osmanlı Devletinin egemenliğine girmiştir. Aslında bölge Osmanlılarla çok daha önceden tanımıştır. Osmanlı kaynakları, Osmanlı Devleti’ni kuran Kayıların Sürmeli Çukuru ve çevresinde bir süre yaşadıklarını kaydetmektedirler. Horasan’da yasayan Kayılar, Moğolların istilası üzerine Azerbaycan ve Anadolu’ya gelmişlerdir.

 Anadolu’da bir müddet Ahlât ve Erzincan civarında oturduktan sonra yer darlığı, yaylak-kışlak ihtiyacı dolayısıyla eski yurtlarına dönmek üzere Güneydoğu Anadolu’ya inmişlerdir. Fırat nehrini geçerlerken nehirde boğulan Süleyman Şah’ın geride kalan oğullarından Sungur Tegin ve Gündoğdu, ailelerini ve kabile mensuplarının bir kısmını alıp İran’a eski yurtlarına geri dönmüşlerdir. Onlarla gitmekten vazgeçen Ertuğrul ve Dündar Alp, dört yüz çadır halkı ile Arasboylarında kalmışlar ve Sürmeli Çukuru ile Pasin bölgesindeyaşamaya devam etmişlerdir. Ertuğrul’un Anadolu Selçuklu Sultanı I.Alâeddin Keykubat’dan yurtluk yer istemesi üzerine, Alâeddin Keykubat yurtluk olarak önce Ankara civarındaki Karaca Dağ’ı vermiş, sonra Bilecik civarında Söğüt ve Domaniç’i yaylak ve kışlak yapmaları için yurtluk göstermiştir. Tarihçi M. FahrettinKırzıoğlu, Kayıların Sürmeli Çukuru’nda yıllarca kaldıklarınıve Ertuğrul’un küçük oglu Osman’ın da Sürmeli Çukuru’ndadoğduğunu yazmaktadır.

 Yine Kanuni Sultan Süleyman 1520 1566)’ın oğlu şehzade Bayezid de bölgeye gelmiş, bir müddet konakladıktan sonra, İran topraklarına geçerek Safeviler’e iltica etmiştir. 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgede meydana gelen korkunç iç karışıklıklar, buralardaki eski büyük sehir ve kalelerin yıkılıp ıssız kalmasına neden olmuştur. Halk sehir ve kaleleri terk edip, tekrar konargöçer yaşamaya başlamıştır. Konargöçer ve büyük sürüler besleyen Türkmenler, dağlarda ve ovalarda kalabalık olarak yasamışlardır. 1583 yılında Revan (Erivan), Osmanlı egemenliğine girmiştir. Bugünkü Iğdır, Tuzluca, Karakoyunlu ve Aralık yerleşim merkezlerinin yönetim sınırları içinde kalan bölge “Aralık Kazası” adıyla yeni Osmanlı Devleti’ne bağlandığını, RevanEyaleti Tahrir Defterleri’nden anlıyoruz.

 

Bir uca dağ çek meni,

 Zirvesi ağ, çek meni,

 Gözümde kanlı Araz,

 Sinemde dağ çek meni.

1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Revan (Erivan) İran’da kalmak üzere, Aras’ın güneyi Osmanlılara verilmiştir. 1722 yılında Safevi Devleti’nin yıkılmasından sonra Revan Eyaleti Tahrir Defterleri’nde Aralık Kazasının; merkez, Iğdır ve Sürmeli adıyla üç nahiyeli yönetim birimine ayrıldığı belirtilmiştir. Sürmeli Çukuru (Iğdır), 1736 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İranlılar arasında imzalanan İstanbul Antlaşması sonucu Revan (Erivan) ile birlikte İranlılara bırakılmıştır.

 1827 yılında Revan (Erivan) Hanlığını yıkan Ruslar, bölgeyi işgal ederek, Kağızman ve Beyazıt sancaklarına komsu olan ovanın bütününü “Surmalu Sancagı” adıyla bir yönetim bölgesi yaparak, 1917 yılına kadar yönetmişlerdir. Yönetim örgütü bakımından Sürmeli Sancağı Iğdır, Aralık ve Tuzluca olmak üzere üç “kaza yönetim birimi” ne ayrılmış ise de teşkilat ve gücü Iğdır’da toplamışlardır. Iğdır’da kaymakam görevinde bir “Nalçik” ve Jandarma komutanı “Pristav” bulunuyordu. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Rusların bölgeden çekilmeleri sonucu oluşan otorite boşluğundan dolayı Ermeni çeteleri, bölgedeki Türk nüfusu üzerinde baskı ve zulüm uygulamaya başlamış ve bu yörelerden Türk nüfusunun büyük bir kısmı göç etmek zorunda kalmıştır. 18 Mart 1918’de Ermenilerin tecavüz ve katliamlarında binlerce Müslüman ahali yok edilmiştir. Halkın kendini koruması için silahlı birlikler kurulmuş ve milli mücadeleye girişilerek korumasız ahaliyi savunmaya başlamışlardır. 1918 yılında Sürmeli Sancağı’ndanüfusun %32,5’i Ermeni, %67,5’i Müslüman Türk nüfusundanoluşuyordu. Buna rağmen Ermeniler ile Müslüman Türk nüfusun yönetimde eşit temsilciyle yer alması sağlanıyordu. Beş Türk ve beş Ermeni’den oluşan “Iğdır İcra Komitesi” Türk ordusunun doğu harekâtı ve Ermeni Taşnak taşkınlığı tehlikesi sonucu, bir yıl içerisinde dağılmak zorunda kalmıştır. Sürmeli Çukuru’na inen Türk Ordusu, 1918 Batum Antlaşması ile sınırı, Erivan (Revan)’in 6 km. güneyinden tespit etti.

 Böylece Sürmeli Çukuru ile Nahçıvan toprakları Anavatan topraklarına katılmış oldu. 9. Tümen Komutanı Rüştü Paşa, merkezi Iğdır olmak üzere Kamerli’de, ArasTürk Hükümeti’nin kurulmasını sağlamıştır. 18.11.1918 yılında bu hükümet sınırları içerisinde; 19.000 Türk ailesi, 3.700 Ermeni ailesi yaşıyordu ve nüfusu ise 180.000 olarak bilinmekteydi.1918 yılında İngiliz Generali Thomson’un çağrısı üzerine, dünyanın değişik ülkelerinde yasayan Ermeniler gelerek bu bölgeye yerleşmişlerdir. Mondros Mütarekesi’ne göre, Türk Ordusu kendi sınırlarına çekilecek ve bölgeyi terk edeceklerdi.

 Buna karşılık bölgede bulunan 9. Ordu Komutanı Yakup Sevki Pasa ve 3. Tümen Komutanı Halil Paşa’nın gayretleriyle sekiz kişilik “Kars Milli Sura Hükümeti” kurdurulmuştur. Başkenti Kars olan ve Cumhurbaşkanlığına Cihangiroglu İbrahim Bey’in seçildiği Cenubi-GarbiKafkasya Cumhuriyeti; Batum, Ahıska, Borçalu, Artvin, Oltu,Gümrü, Kağızman, Sürmelü (Tuzluca, Iğdır, Aralık), Kamerli,Zengi-Basar, Vedi-Basar, Serur, Nahçıvan ve Ordubat bölgelerini kapsıyordu. Bu hükümetin çalışmaları gittikçe güçlendiği için bu durumdan korkan İngilizler, Kars’a yerleştirdikleri 12.000 Yeni Zelandalı kuvvetle, 1919 yılında bir baskınla hükümet üyelerini yakalayıp Malatya’ya sürgün ettiler. Bu hükümeti yıkmakla da büyük Ermenistan siyasetine devam ettiler. Bölgede devam eden Ermeni saldırıları, Temmuz ayında Iğdır, Küllük, Taşburun ve Melekli yerleşmelerine yönelmiş ve buralarda kanlı çatışmalar meydana gelmiştir.

 

 Kalsan bele susuz aç,

Yavan çöreğe muhtaç.

 Boğazına ile tek, Sarılsa da ihtiyaç

 Kökünden aparsa da ,Odu, suyu, havayı,

 Evinden aparsa da,

 Ağız açma namerde,

 Üreğinde dery yaşa,

 Sen insansan eğer,

 Yosul yaşa, mert yaşa[9]

 Ağustos 1919’da Tuzluca’da Şamil Bey Oymağı’na saldırılmış ve burada da yine uzun süren çatışmalar cereyan etmiştir. 23 Nisan 1920’de TBMM.’nin açılmasıyla, tüm yurtta olduğu gibi bu bölgede de halkın morali yükselmiş ve Ermeni çetelerinin saldırıları karsısında mukavemet göstermişlerdir. Şark Cephesi Komutanı olan Kazım Karabekir Pasa, 28. 05. 1920’de başlattığı harekâtla Sarıkamış, Göle, Kağızman’ı alarak 7 Ekim 1920’de Tuzluca (Kulp)’yi Ermeni çetelerinden kurtararak Igdır önlerine kadar gelmiştir. 30 Ekim 1920’de Türk Ordusu Kars’ı almış, Kazım Karabekir Pasa 07. 11. 1920’de Gümrü’ye girerek, burada karargâhını kurmuştur. Cavit Pasa komutasındaki 2.Tümen, Iğdır’a yürüyerek 12 Kasım 1920 sabahı Iğdır’a girmiş ve böylece bölge anavatan topraklarına katılmıştır. 3 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü Antlaşması neticesinde, Gümrü (Arpaçay’ın kuzeyi) Ruslar’a verilmiş, Sürmeli Çukuru (Tuzluca, Igdır, Aralık) Türkiye’ye bırakılarak Nahçıvan Azerbaycan’a baglı muhtar cumhuriyet olmuştur.

 Cumhuriyetin ilanından hemen sonra yürürlüğe giren 1924 Anayasası, memleket yönetiminde yeni bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenlemeye göre ülkemiz yönetim organizasyonu bakımından il, ilçe, bucak ve köy yönetim birimlerine ayrılmıştır. Bu düzenleme uyarınca Iğdır bir “nahiye merkezi” sekline getirilerek “Beyazıt Valiliği”ne bağlanmıştır. Ancak 1934 yılındaki düzeltmelerle Beyazıt Valiliği Ağrı’ya bağlanınca, Iğdır ilçe yapılarak Kars iline bağlanmıştır. Aralık 1960 yılına kadar Iğdır’a bağlı bir “bucak yönetimi birimi” iken bu tarihte “ilçe yerleşim merkezi” sekline getirilmiştir.1 Kars iline bağlı bir ilçe iken, ekonomik, sosyal ve stratejik özellikleri dikkate alınarak 27.05.1992 tarih ve 3806 sayılı kanun hükmünde kararname ile Türkiye’nin 76. İli olmuştur.

 

 Erzurum dağından başlayır başın,

 Hazer’in goynuna ahırsan Araz,

 Bilinmez tarihin meçhuldur yaşın,

 Ne zaman yarandın ahırsan Araz.

 Azer’in göğsünü bölüpler yarı,

 Tükenir dağların dumanı, garı,

 Sen de kederinden sal gayaları,

 Dağıdıp, uçurub, yıhırsan Araz.

 Nece şahlar gelib, hakanlar gedib,

 Neçe hükümdarlar, sultanlar gedib.

 Sayısız aylar, iller, zamanlar gedib,

 Hiç biri işitmez çagırsan Araz.[10]

 

 

 

TARİHİ KRONOLOJİ

 

M:Ö  4000-810                                             Hurriler

M.Ö. 810785                                                Urartular

M.Ö. 785-400                                               Sakalar

M.Ö: 400-M.S. 200                                        Bağımsız Dönem

M.S.200-439                                                Küçük Arsaklı Devleti

439-646                                                      Sasaniler

646-1064                                                    Müslüman Araplar

1064-1239                                                   Kayılar

1239-1256                                                   Çingizler

1256-1355                                                   İlhanlılar

1355-1404                                                   Timur Egemenliğindeki Türkmen Beyleri

1404-1469                                                   Karakoyunlular

1469-1502                                                   Akkoyunlular

1502-1514                                                   Safavi Devleti

1514-1736                                                   Osmanlı İmparatorluğu

1736-1827                                                   İran Devleti (Revan Eyaleti)

1827-1917                                                   Rusya Egemenliği (Sürmali Sancağı)

1917-1920                                                   Ermeni işgali

14.11.1920                                                  Ermeni İşgalinden kurtulması

 

03.06.1992                                        Iğdır’ın İl oluşu

 

 

 

 

 

 


[1] Türk Kültürünü  Araştırma Dergisi Nisan 1973 Sayı 126

[2] M. F. KIRZIOĞLU Kars tarihi s. 478

[3] M. F. KIRZIOĞLU Kars Tarihi s. 478

[4] Ömer Rıza Doğrul İstanbul 1993 S.88 Anadolu Orta Asya ve Timur (Ruz Gonzales De Clavijo)F

[5] M. Fhrettin KIRZIOĞLU Kars Tarihi S.8

[6] Serbülent GÜNEY Araştırma Raporu

[7] Aydın MIZRAK –Iğdır Zor Köyü Kervansarayı Proje Çalışması Yüksek Lisans Çalışması Van 2007

[8] Rustem Behrudi Bozkurt

[9] Halil Riza ULUTÜRK

[10] Borsunlu Mezahir Daşgın

 

Üye Girişi