Çanakkale Geçilmez

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

                                                           Ziya Zakir ACAR

 

Yer Çanakkale

Yıl 1918’in martı

Tarihin dönüm noktasıydı zaman.

 

Tarihin en çetin kavşağında kaderimiz

Ölüm ıslığı çalarak

İnsan biçiyordu makineli tüfekler

Şaka değil

İnsan biçiyordu makineli tüfekler

 

 

Başlıyordu ölüm ülkesinde bahar

Yürüyordu tek sıralı saflar halinde

Hücum altında

İnsanlar ki namlulara karşı

Göz kırpmadan…

 

 

Çanakkale:

Âlemleri yaratan Yüce Allah’ın kullarına bütün güzellikleriyle bahşettiği tabiatıyla, havasıyla insanı büyüleyen vatan parçası.

Asya ile Avrupa’yı bağlayan boğazın iki yakasında yayılan coğrafyasıyla övünülen güzellikler diyarı.

Memleketlerin beşiği, her türlü güzelliğin canlı sergisi.

Atalarımız Süleyman Şah komutasında sallarla Rumeli’ye geçtiği mekan.

Osmanlının ilk donanmasının kurulduğu dağların boğazla yarıldığı, görenlerin gönülden vurulduğu tabiat harikası.

Doğuda Güvenalan ve Sinekçi ile başlayıp güneyde Küçükkuyu ile Anadolu’nun batıdaki ucu.

Boğaz ve Saroz körfezi arasındaki en kritik ve en stratejik bölgesi.

Çanakkale:

Seni öyle yazıyla, sözle anlatmak kolay değil. Çok zor. Seni yazmak, okumak sıradan olur. Seni yaşayarak, gezerek, havanı içlere sindirerek öğrenmek her Türk vatandaşının görevi. Çünkü sende insanları büyüleyen manevi bir hava vardır.

Atam Fatih Sultan Mehmet devletin güvenliği için yaptırdığı kalp şeklindeki “kilit bayır” yani denizin kilit kalesi ile Sultaniye kalesi karşılıklı olarak seni söylüyor.

             Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman evlatlarınca yaratılan bir büyük mücadelenin, şairin ifadesiyle,  Bedr’in aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale…

 Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir yerdir Çanakkale… Çanakkale, öyle bir mücadeledir ki, asırlardır yorgun düşmüş bir milletin, milli mücadelesinin önemli bir safhasının teşkil etmiş;  Gelibolu’da yarattığı Atatürk’ü milletin geleceğe ait vazgeçilmez önderi yapmıştır. “Ben, size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler, başka komutanlar geçebilir.” İşte Atatürk’ün bu sözü Çanakkale Zaferi’ni yaratan inancın göstergesidir.

              Bu inançtır ki esaret zincirini boynuna takmamış, bağımsızlığı namus ve şeref addetmiş bir ulusun istiklal ve onurunu kurtarmıştır. Türk’ün ateşten gömlek giydiği bu var olma mücadelesinde yüce Türk milleti topuyla, tüfeğiyle, kanıyla bayraklaştırmak istediği bağımsızlığı, karşısındaki muazzam güce rağmen, yılmadan ve fedakârca kazanmıştır.

 

Gazi Mustafa  Kemal ATATÜRK, Çanakkale Savaşlarını kazanan ruhu açıklarken 57 nci Alayın  Conkbayır’daki taarruzunu anlatır. 57 nci Alayın kahramanlarının içinde bulundukları ortam ve sergilenen davranışı ancak  “ruhlarında mevcut felsefeyle” açıklamak mümkündür. “Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekiler hiç kurtulmamacasına hepsi düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerine giriyor. Fakat ne imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyor. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale savaşını kazanan bu yüksek ruhtur.”

 

Asırlar ötesinden Yunus Emre, bu ruh halini ifade ederken, geçen zaman içerisindeki değişen bir şey olmamıştır: “Ölmekten ne korkarsın, korkma ebedi varsın.” İşte bu duygunun canlı timsalidir Mehmetçik. Ebedi yaşamak düşüncesidir onu ayrıcalıklı kılan. Tabi bunun yanında Türk Milletinin en büyük vasfını da unutmamak gerekir.

 

Alman düşünür Erich Rotharker, “Tarihi yaratan kavimler,  kavimleri hareket ettiren ise muayyen tarzda yaşama iradeleri, yani kültürleridir.” Der. Türklerin tarihlerine bakıldığında bu düşüncenin Hunlardan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar geçen süre içerisinde “kültürlerinin “ onları her zaman “hür” yaşamaktan vazgeçmediği görülür.

 

İslamiyet ten önce, Orhun harfleriyle yazılı mezar taşlarında, ölenlerin “erlik erdemi” sözünü, bugünkü dille “insanlık şerefi” diye çevirebiliriz. Çanakkale, asırlar sonra “insanlık şerefi” için verilen mücadele ile Türk tarihinin altın sayfaları arasında farklı bir konumunda yer almıştır.  

  Çanakkale Zaferi zor şartlar altında binlerce şehit verilerek kazanılmış mukaddes bir zafer olarak tarihteki yerini alırken, kurtarıcı ve yüce kişiliği ile gelecek yüzyılları aydınlatacak olan Mustafa Kemal gibi bir güneşi ortaya çıkarması açısından da ayrı bir önem arz etmektedir.

Bizlere böyle bir zaferin gururunu yaşatan binlerce şehit ve gazilerimizi şükranla anıyoruz. Şehitlerimizin ruhları şad olsun.

 

Üye Girişi