Ağrı dağı eteklerinde Yaylacılık ve Turizm

 

Kendine has coğrafya ve iklime sahip olan Türkiye'nin, zengin yaşama kültürü içindeki yayla yaşantısı çok önemli yer tutar. Eski metinlerde ve halen dillerde dolaşan halk türkülerinde ifade edilen bu gelenek, Türkiye coğrafyasında yüzlerce mekânın yeni ve farklı yaşama alanları olarak açılmasını sağlamıştır.


Çin kroniklerinde[1], "Atları ve yüksek tekerlekli arabaları ile suları ve otları takip ederek yaşayan" millet olarak da tanımlanan Türkler, Anadolu coğrafyasında yerleşik hayata geçtikten sonra geleneksel yaşama tarzlarını yeni ölçekleriyle yaşamaya başlamıştır.

Türkiye yaylaları, tüm dünyanın giderek daha fazla birbirine benzemeye başladığı yeni bin yılda, geçmişten gelen ve tadı yaşandıkça fark edilen; günümüz modern yaşamına göre Doğulu ve egzotik, tabiattan uzaklaştığımız ölçüde otantik yaşama biçimi olarak kuşatıcı ve farklı yaylalardır. Yaylalar, bakir tabiatın kirlenmemiş havasını; billur gibi soğuk suları; yazın en sıcak günlerde bile korunma ve ferahlatıcı serinliği; büyüleyici güzellikte manzaraları; hormonsuz ve dalında yavaş yavaş olgunlaşan bitkileri; tabii ortamlarında yetişen hayvanlardan elde edilen ve yapılan gıdaları da sunarlar. Habitatı[2] bozulmamış bir çevrede yaşayan bin bir çeşit yabani hayvan ve bitki, insanı televizyonlarda izlenilen belgesellerin kurmaca âleminden kurtarıp gerçek hayatın bir parçası kılar.

 

Yay­la­cı­lık, Ağrı eteklerinde ya­şa­mın ay­rıl­maz par­ça­sı­dır. Kı­şın ova­da ba­rın­dı­rı­lan ko­yun ve ke­çi­ler mart ve ni­san ayı iti­ba­rıy­la ku­zu­la­ma­ya baş­lar­lar. Yay­la ha­ya­tı Ni­san ayın­dan Ka­sım ayı ba­şı­na ka­dar üç etap­ta al­tı ay ka­dar sü­rer. Bi­rin­ci etap ko­yun­la­rın do­ğum se­zo­nu­nun baş­lan­gı­cı olan mart ayı son­la­rı ve Ni­san ayı­nın ilk haf­ta­sın­dan yay­la­ya çı­kış za­ma­nı olan Ha­zi­ran ba­şı­na ka­dar olan dö­nem­dir. Bu dö­nem­de yük­sek dağ etek­le­rin­de yer­le­şim mer­kez­le­ri ci­va­rın­da me­ra ve su im­kân­la­rı mü­sa­it olan yerler­de “kır­lar­da” si­yah ça­dır­lar ku­ru­lur­du. Ye­ni do­ğan ku­zu­la­rın yay­la­ya çı­ka­bi­le­ceği­ne ka­na­at ge­ti­ril­di­ğin­de esas yay­la­ya çı­kış ha­zır­lı­ğı baş­lar. Yay­la­ya çı­kış kar­la­rın eri­me­si­ne pa­ra­lel ola­rak ka­de­me­li ya­pı­lır. Bi­rin­ci etap­ta ku­zu­lar­dan ar­tan süt­le pey­nirler ya­pı­lır pi­ya­sa­ya sü­rü­le­rek yay­la mas­ra­fı çı­ka­rı­lır. Bu ne­den­le ma­yıs ayı halk ara­sın­da “pey­nir ayı” ola­rak ni­te­le­nir. Da­ha son­ra­la­rı “Köç”’ler baş­lar ve ulu dağ­la­rın zir­ve­le­rin­de bu­lu­nan yay­la yer­le­rine gi­di­lir.

Yay­la­da ko­nak­la­ma ye­ri­ne “oba” de­ni­lir.  Oba­la­ra “zo­ma” is­mi de ve­ri­le­mek­te­dir. Oba­lar “oba­ba­şı” de­ni­len zen­gin sü­rü sa­hip­le­ri­nin isim­le­ri ile anı­lır. Oba­da ku­ru­lan ça­dır­lar ge­nel­lik­le si­yah kıl ça­dır­lar­dır. Oba­ba­şı­nın si­yah ça­dı­rı­nın önün­de bir de be­yaz mi­sa­fir ça­dı­rı ku­ru­lur. Ge­len mi­sa­fir­ler bu ça­dır­da ağır­la­nır. Her zo­ma­nın bir li­de­ri var­dır. Her­han­gi bir an­laş­maz­lık­ta bu li­der­ler bir ara­ya ge­le­rek ola­yı çö­zer­ler. Her sa­bah si­yah ça­dı­rın önün­de se­ma­ver­ler kay­nar. Kay­mak (ha­ma), ta­ze pey­nir, Şor, tereyağından olu­şan sa­bah kah­val­tı­sı ha­zır­la­nır.

Yay­la­da yağ ve pey­nir bi­rik­ti­ril­me­ye ça­lı­şı­lır. Es­ki­den “meşk” de­ni­len ve ke­çi derisin­den ya­pı­lan ya­yık ale­ti kul­la­nı­lır­dı. Da­ha son­ra­la­rı “neh­re” (tah­ta­dan ya­pı­lan ya­yık ale­ti) kul­la­nıl­ma­ya baş­lan­dı. Sa­ğı­lan süt­ler­den  (yağ­sız) ve  (yağ­lı) pey­nir­ler yapı­lır. Yay­la­la­ra ka­dar ge­len “çer­çi­ler” bu pey­nir­le­ri alır. Çer­çi­ler pey­nir­le­re kar­şı­lık ku­ru ve yaş seb­ze ve mey­ve­ler sa­tar­lar.

Yayla ge­le­nek­le­rin­de yay­la­da bir ki­şi­nin ve­ya ki­şi­le­rin baş­ka­la­rı­na kar­şı iş­le­dik­le­ri su­ça kar­şı­lık ola­rak taz­mi­nat alı­nır. Mad­di du­ru­mu iyi ola­ma­yan­lar da bu taz­mi­na­tı öde­mek için oba­la­rı do­la­şa­rak pey­nir, yağ vb. süt ürün­le­ri top­lar­lar. Bu yar­dım toplama işi­ne “Re­cü” de­nir.

Öğ­le­ye doğ­ru ko­yun­lar sa­ğıl­ma­ya ge­lir. Sa­yım işi ya­pı­lır. Sa­yım­da her­kes görevlidir. Ko­yun­lar “be­ri” de­ni­len ye­re sı­ra­ya di­zi­lir. Bir ki­şi ko­yu­nun ba­şı­nı tu­tar, bir ki­şi ise sa­ğı­mı ya­par. “Se­til”le­re (ko­va­la­ra) sa­ğı­lan süt­ler bi­ri­le­ri ta­ra­fın­dan ta­şı­na­rak ça­dı­rın ya­nın­da bu­lu­nan bü­yük ka­zan­la­ra dol­du­ru­lur. Sa­ğım işi bit­tik­ten son­ra kuzucu­la­ra ha­ber gön­de­ri­lir. 24 sa­at­ten be­ri ana­la­rın­dan ay­rı ka­lan ku­zu­lar me­le­şe­rek ko­şuş­ma­ya baş­lar­lar. Bir­kaç da­ki­ka için­de sü­rü için­de ku­zu­lar ana­la­rı­nı bu­lur­lar. Son­ra tek­rar ku­zu­lar ay­rı­lır ve me­ra­la­ra sa­lı­nır. Ko­yun­lar ge­ce uzak yer­ler gi­der­ler. Er­te­si gün öğ­le­ye ka­dar ge­ce bo­yu ot­la­tır­lar. Ku­zu­lar ak­şam geç sa­at­ler­de ça­dır­la­ra dö­nerler. Ça­dır­la­rın ya­kın­la­rın­da taş­tan ya­pı­lan ağıl­la­ra dol­du­ru­lur­lar. Ge­ce­le­yin kurt sürü­le­rin­den ko­run­mak için de ön­lem alı­nır.

Iğ­dır’da önem­li yay­la­lar­dan ba­zı­la­rı şun­lar­dır.

Zor Yaylası, Ke­rem Be­yin yay­la­sı, Gün­gör­mez Yaylası, Gül­lük yay­la­sı,   Glidağ Yaylası, Kor­han Yaylası, Küp Gö­lü Yaylası,  Ho­ca Yur­du Yaylası,  Sinek Yay­la­sı, Gömük Yaylası, Bilican Yaylası, Serdarbulak Yaylası,Şıp Yaylası Esenyurt Yaylası, Dahol Yaylası,  Davul Yaylası,  Mirgemir Yaylas, Tavşanlı Yaylası, Tendürek Yaylası, Zurbesto Yaylası, Körbekir Yaylası, Elmalı Yaylası, Temiredo Yaylası, Kızılyurt Yaylası, Alimerdan Yaylası, Yoğun Yokuş Yaylası

 

KOR­HAN YAY­LA­SI

Kor­han Yay­la­sı 1950 ile 2200 met­re yük­sek­lik­te­dir. Ala­nın ba­tısın­da 2121 met­re ra­kım­lı Ka­ra­ka­ya Te­pe­si ve es­ki köy yer­le­şim ye­ri olan Kor­han kö­yü, do­ğu­sun­da Atı­cı düz­lü­ğü, gü­ne­yin­de 3400–3500 met­re yük­sek­lik­te Ahu­ra te­pe­si, Küp gö­lü ve 5165 met­re yük­sek­lik­te Ağ­rı Da­ğı bu­lun­mak­ta­dır.

Es­ki Iğ­dır mer­ke­zi­nin ilk yer­le­şim mer­ke­zi olan Iğ­dır Ka­le­si/Kor­han Ka­le­si’nin he­men ete­ğin­de bu­lu­nan bir yer­dir. Yay­la­cı­lık için önem­li bir yer­dir. Kışla­nın üst ke­sim­le­rin­de Kor­gan Me­şe­si bu­lu­nur. Da­ha üst kısım­lar­da Küp Gö­lü bu­lun­mak­ta­dır.

Ağrı Dağı’nın önemli yaylalarından biridir. Ağrı Dağı’nın kuzeyinde muhteşem manzarası ile herkesin ilgisini çekmektedir. Doğuda ise Sederek yanında Dehne Boğazı sonrası gözden kaybolan Aras, daimi olarak güneyde Ağrı Dağı ile karşı karşıyadır. Bu görünüş Korhan Yaylası’na, bunun teşkil ettiği düzlüğe çıkıldığında kuzeye doğru bakıldığında daha başkadır. Aras’ın güneyinde Sürmeli Çukuru, kuzeyinde Sa’d Çukuru Alagözlere kadar rahatlıkla seyredilebilmektedir. Bunun önündeki dağ zinciri de Ak Magan’dır. Gökçe Göl’den güneye doğru vadi içinde akan Ermenilerin Hrazdan eski Türklerin ise Razdan, Zengi ve zaman zaman Karasu diye söyledikleri akarsu, Iğdır ovası önünde Aras’a karışmaktadır.

Korhan, sadece Sürmeli/Iğdır Çukuru’nun yaylası değil, tarihi dönemlerde geri ve doğru gidildiğinde Yaylak-kışlak yaşayışının sonucu olarak, hayata geçirilmiştir. Oğuzlar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, İlhanlılara bağlı Noyanlar, Karakoyunlular, Akkoyunlular bu yaşayışı aynı yerde sürdürmüşlerdir.

Korhan/Korugan Ağrı Dağı’nın kuzey tarafında Sürmeli Ovası ve Aras’a bakan yüzdedir. Dağın orta kısmındadır. Çilli ve Serdarabat geçitleri arasındadır. Hemen Kuzeyindeki tepeyi ise Iğdır Kalesi taçlandırmaktadır. Bu kale, XIV. Yy da Timur ve oğullarının hâkimiyetinde idi. İspanyol elçilik heyetinden Ruj Gonzales de Clavijo 1404’te aynı yerde bir gece kalmıştır. Bu kalenin yanında bir de Koruğ Argun vardı. Yöre halkının Kire dediği taşlık ve kayalık oluşum Korugan’dan başlar Karakoyunlu ilçesine kadar iner.[3]

 

SERDARBULAK YAYLASI

 

Büyük ve Küçük Ağrı Dağı arasında, Küçük ağrı Dağı eteğinde bulunmaktadır. Türkiye’nin en yüksek platosudur.

Küçük Ağrı dağı eteği yaylacılığa çok elverişlidir. Aralık İlçesine bağlı Yenidoğan köyü batısından giden yolla bu yaylalara ulaşılır.  Gömük ve Bilican yaylaları çok önemli yaylalardır. Bilican Yaylası içerisinde Serdarbulak olarak anılan bir su kaynağı mevcuttur. Serdarbulaktan çıkan sular aşağı yerleşim yerlerine borularla götürülmektedir. Küçük Ağrı dağı kuzey yamaçlarında ve Serdarbulak düzlüğünün hemen başlangıcında Küçük Orman ve Büyük Orman olarak anılan genellikle huş ağaçlarından oluşan ormanlar mevcuttur.

      Serdarbulak düzlüğünden Büyük Ağrının doğu kısmında Sarıkaya denilen mevkiinin başlangıcında Ağrı Dağı zirvesinden aşağılara kadar inen ve yöre halkının “Şip” olarak adlandırdığı bir şelale mevcuttur. Şelalenin düzlüğü indiği yerde Şip Obası olarak adlandırılan yerde yaylacılık yapılmaktadır. Şip Yurdu olarak nitelendirilen yerin Sarıkaya mevkisine giden yerde Buz Mağarası olarak adlandırılan bir mağara bulunmaktadır. Mağaranın için çok serindir. Yaylacılık yapanlar burayı buzdolabı gibi kullanmaktadırlar.

 

SİNEK YAYLASI

            Ağrı Dağı’nın batısında yer alan Sinek Yaylası, geniş bir coğrafi alana yayılmaktadır. Deniz seviyesinden ortalama 2400 – 2800 m. yüksekliğindeki Sinek Yaylası, fazla engebeli olmayan bir arazi yapısına sahiptir. Bu yüzden bölgenin en önemli yaylalarından biri olan Sinek Yaylası, M.Ö. II. binyılın başlarından günümüze kadar yarı göçebe bir yaşam sürdüren topluluklar tarafından yaylak olarak kullanılmaktadır.

 

            Sinek Yaylası’nda bulunan çok sayıdaki zengin su kaynağı ile gür otlak ve dağ çayırları, ekonomilerinde küçükbaş ve büyükbaş hayvan besiciliğini önemli bir yer tuttuğu yarı göçebe topluluklar için bulunmaz elverişli özellikleri oluşturmaktadır. Günümüzde de Sinek Yaylası’nda kıl çadırlar içinde yaşayan yarı göçebe insanlar ile binlerce küçükbaş ve büyükbaş hayvan sürüsü, Eskiçağ’dan günümüze kadar geleneksel yaşam biçimini ve ekonomik üretimi tüm canlılığı ile yansıtmaktadır.

 

            DAHOL YAYLASI

            Ağrı Dağı’nın güney istikametinde bulunan önemli yaylalardan biri de Dahol Yaylasıdır. Bu yaylada büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar ile yaylacılık yapılmaktadır. Bu Yayla Tuzluca İlçesinin Kars/Kağızman ve Ağrı sınır üçgeninde bulunmaktadır. Su kaynakları oldukça fazladır.

 

             

 

           

 

 

Transhumance and Tourism around the Foot of Ağrı Mountain

                                                                                              Ziya Zakir ACAR

            For Turkey which has a unique geography and climate, the life of transhumance in the culture of various livings takes a quite important place. This tradition, stated in old texts and folk songs, which are still in the limelight, enabled hundreds of places in Turkey’s geography to be opened as a new and different living places.

            In the chronicles of China Turkish people, identified as “nation that lives following water and grass with their horses and high-wheeled vehicle”, started to live their way of traditional life with their new measures right after they had settled down in Anatolian geography.

            Turkish uplands are places way more different and surrounding as a way of authentic living style as far as we move away from nature. Unlike modern life, they are much more Eastern and exotic. In the new millennium, starting the whole world seem more like one another, these uplands are something its flavor comes from the past and perceived by experienced.

            The uplands allow us to get foods which are obtained from the animals grown in habitat and also get herbs that are hormone-free and growing slowly on their branches. Turkish uplands not only offer the unpolluted air of nature, ice cold crystal water but it also offer the most dazzling views.

            Almost thousand kinds of wild animals and herbs living in an uncorrupted habitat make us a part of a real life by getting us off from the fake world of television documentary.

            Transhumance is an inevitable part of life around the foot of Ağrı. Goats and sheep, kept on lowlands in winter, starts to yean when it is March or April. Life of upland lasts for six months with three stages from April to very early of November. First stage is a period contains the ends of March, the beginning of the birth season of sheep, and from the very beginning of April to June which is the time of going to upland. In this stage, black tents are set up in places, have resources like rangeland and water, near downtown area. The real preparation of going to uplands starts when it is decided newborn sheep are able to come too. Going to uplands is done in parallel with melting of snows. In the first stage, milk that isn’t consumed by sheep is used to make cheese and this enables the expenses of the whole upland event. That’s why; March is called as “month of cheese” among folk.

            Afterwards, “migration” begins and people go to places of upland around the foot of noble mountains.

            The places of accommodation in uplands are called “nomad tent” and they can also be called like “zoma”. Nomad tents are mentioned with the names of rich pack owners and those people are known as “obabasi” in Turkish. Tents set up in nomad tent are generally black and hairy ones. In front of Obabasi’s black tent, there is a white one for guests. Each nomad tent has a leader and whenever there is a disagreement these leaders come together and fix the problem.

            Every morning tea urns are prepared in front of the back tent and breakfast includes Turkish cream, fresh cheese, curd cheese and butterfat.

            In the upland people try to put aside butter and cheese. In old days, the butter churn device made by skin of a goat and called like “mesk” had been used. Then, another device called like “nehre” made by wood was used. Fatty cheese and fat-free cheese is made using the milk that obtained from the animals. This cheese is exchanged with dry and fresh vegetables or fruits by a person called “cerci”.

            In the traditions of upland: if somebody commits a crime, compensation will be taken. If that person is someone poor then s/he has to pay a visit to a nomad tent and collects the products like cheese, milk, butter. This visiting is called “recu”.

            In the afternoons sheep come to be milked and counting – everyone is in charge - is done. Sheep are lined up in a place called “beri”. While someone holding the head of the sheep, someone else milks. After milk is spilled in buckets, someone moves them out off tents and pour in big cauldrons. After milking, a message is sent to sheep owners, as soon as the message is received, lambs which have been separated from their mothers for 24 hours start to frisk and bleat together. In a minute or two, pack of lambs can find their mothers easily. After that, while lambs are split up again and released to rangelands, their mothers go to distant places at nights and they pasture until noon of the next day. Lambs return to their tents at late hours of night and they are placed in barns made from stones. In order to protect lambs from wolf packs some precautions are taken.

            Some major flatlands in Iğdır can be listed as follows;

Zor, Kerem Bey, Güngörmez, Güllük, Glidağ, Korhan, Küp Gölü, Hoca Yurdu, Sinek, Gömük, Bilican, Serdarbulak, Sıp, Esenyurt, Dahol, Davul, Mirgemir, Tavsanlı, Tendürek, Zurbesto, Körbekir, Elmalı, Temiredo, Kızılyurt, Alimerdan, Yoğun , Yokuş.

Upland of Korhan

            Korhan Upland’s height is 1950-2200 meters. In the west, there are Karakaya Hill which has 2121 meters altitude and an old settlement place “Korhan Village”. In the east, there is a plain area called “Atıcı”. In the south, there are Ahura Hill which has 3400-3500 meters altitude, Küp Lake and Mountain of Ağrı whose height is 5165 meters.

            Castle of Iğdır, the old settlement place of Iğdır, is located on the edge of Korhan Castle. That castle is a very significant place for transhumance. As you go to top of it, you can see Korgan Oak and Küp Lake.

            It is one of the major uplands of Ağrı Mountain. It catches everyone’s interest with its gorgeous view from the north of Ağrı Mountain. In the east, there is Aras, vanishes after Dehne Mountain Pass -near Sederek- , always facing with Ağrı Mountain.   In the south of Aras there is Sürmeli Dip, in the north there is Sa’d Dip can be easily seen until Alagözler. In front of that there is a chain of mountain called “Ak Magan”. There is also a stream “Karasu” named by different cultures like Armenian and Turks mixes with Aras in front of Lowland of Iğdır.

            Korhan is not just Sürmeli/Iğdır Dip’s upland but it also realized as a consequence of upland-winter quarters living style in old days. Oghuz Turks, Seljuks, Ilkhanids, Mongolians, Black Sheep Turkomans and White Sheep Turkomans kept this living style at the same place.

            Korhan is on the north side of Ağrı Mountain facing with Lowland of Sürmeli and Aras. It is in the middle of the mountain and it is also between Mountain Pass of Cilli and Serdarabat. On the north hill there is Castle of Iğdır to crown that upland. This castle was under the rule of Timur and his sons in the century of XIV. From Spain Embassy, Ruj Gonzales de Clavijo stayed one night at the same place in 1404. Beside the castle there is Korug Argun, –folk called it like “Kire”- an occurrence from stones and rocks, starts from Korugan and goes all the way long till Borough of Karakoyunlu.

Upland of Serdarbulak

            It is placed between Small and Big Ağrı Mountain, but still nearer to Small Ağrı Mountain’s foot. It is known as the highest plateau of Turkey.

            Small Ağrı Mountain’s foot is very convenient for transhumance. Yenidoğan Village, connected to Borough of Aralık, reaches these uplands via the road from its west. Gömük and Bilican Uplands are quite important ones. Bilican has a source of water named “Serdarbulak” in it. People have the water transported from the source to hometown using tubes. On the north side of Small Ağrı Mountain and at the very beginning of Serdarbulak Plateau, there are forests of birch and generally mentioned like The Big and The Small Forest.

            There is also a waterfall named “Sip” by the folk. It goes down from Serdarbulak Plateau to Sarıkaya which is on the east side of Big Ağrı Mountain. Transhumance activities are done in the place waterfall goes down from plateau, which is called “Nomad Tent of Sip”. There is an Ice Cave on the way from Sip Town to Sarıkaya. The cave is so cool that people dealing with transhumance use that place as a cooler.

Upland of Sinek

            Sinek Upland, located on the west side of Ağrı Mountain, expands in a large geographical area. This upland, which has 2400-2800 meters altitude from sea level, doesn’t have much roughness. For this reason this upland, one of the most essential one, was used as a pasture by the people who lived semi-migrant life from the beginning of 2000 BC to today.

            Rich water sources and pastures situated on Sinek Upland have unique features for the semi-migrant communities whose economy based on ovine and cattle fattening. Even today, semi-migrant people live in hairy tents and thousands of ovine and cattle packs on Sinek Upland totally reflect old traditional way of life that comes from Ancient Period and economic production.

Upland of Dahol

            One of the most major uplands located on the south side of Ağrı Mountain is Dahol Upland. In this upland, transhumance is carried out with ovine and cattle packs.



[1] Olayların birbiri ardınca sıra ile yazıldığı tarih, vakayiname.

[2] Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer, yurt.

 

[3] Enver KONUKÇU Türk Kültüründe Ağrı Dağı

Üye Girişi