Aras Havzasında Koçbaşlı Mezar Taşları

         

 

 

ARAS HAVZASINDA KOÇBAŞLI MEZAR TAŞLARI

 

                                                                                              Ziya Zakir ACAR

 

 

 

GİRİŞ

 

 

 

 

 

            Ölüm olgusu bütün insanlığın ortak kabulü olduğundan dolayı, mezarlıklar ve mezar kültürü insanlık tarihi boyunca var olagelmiştir. İslam felsefesindeki ölüm algısı bir kurtuluş, Batı kültürünün aksine bir var oluş ya da Mevlana’nın deyimiyle “Şeb-i Arus” olarak kabul edildiği için bu kültür fazla gelişip zenginleşmiştir. Bunun en bariz göstergesi mezar taşları ve türbeler son derece gösterişli birer mimari yapı şeklinde, sanat harikası yapılar olarak inşa edilmeleridir.

 

            Türklerde ölüm algısı, mezarlıkların şehir içlerinde ya da bitişiğinde yer almasından da anlaşılacağı üzere, ölümle iç içe yaşama şeklinde, tamamen içselleşmiştir.

 

            Ahiret inancıyla ilgili bu ölüm inancı büyük bir kültürel birikim ve zenginlik sağlamıştır.

 

Mezar taşları tarihimizin ve sanatımızın suskun tanıklarıdır. Tarihi mezarlıklarımız açık hava müzesidir ve dünya mirasıdır.

 

            Türkler, var olduklarından beri mezar taşı geleneklerine çok önem vermişlerdir. Mezar yerleri kaybolmasın diye bunlara belli işaret koymuşlardır. Bu işaretleri zaman içerisinde amaçlarına yönelik olarak kullanmışlarıdır.

 

Türk Milletinin tarihinin başlangıcından beri var olan ve günümüze kadar dönem ve bölge özelliklerinin etkisiyle farklılıklar göstererek günümüze kadar gelen tarihi mezar taşları, Anadolu’nun hemen her yerinde karşımıza çıkmaktadır.

 

Sanat Tarihi bilimi içerisinde yer alan mezar taşları, mimari yapılarının yanı sıra özellikle de üzerlerinde taşıdıkları, ölümden öncesi hayata dair ipuçları ve ölümden sonraki hayata ait dileklerin yer aldığı sembolik bezemeleriyle adeta konu olarak Türk kültür tarihine ışık tutan önemli varlıklardır.

 

Anadolu ve Azerbaycan’da koç ve koyunla ilgili kurumlaşmış zengin gelenek ve yaratmalar, çeşitli inançlara, edebiyata, musiki ve dansa da aksetmiştir. Koç katımı törenlerinden, koyunla ilgili kutsallık fikrine kadar, Türk boylarında karşımıza çıkan gelenekler Aras Havzası sahasında da özellikle Iğdır ve ilçelerinde sıkça görülmektedir ve yer yer canlı olarak yaşatılmaktadır.

 

Koç/koyun motifi, Azerbaycan ve bütün Türk topluluklarında ortak değerlerden biridir ve etrafımızda maddî ve manevî değerlerin oluşmasında da çıkış noktası olmuştur.

 

Koç/koyun ve at şekilli mezar taşı geleneğinin Orta Asya ve Horasan bölgesinden Anadolu’ya taşıyarak günümüze kadar süren bir kültürün devam etmesinde aracı olmuştur.

 

Yoğun rastlandığı bölgeler Akkoyun ve Karakoyun Türkmenlerinin hâkimiyet sahası olarak görülen, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Tunceli, (Nazmiye Ayranlı Köyü) Van, Erzincan, Erzurum, (Erzurum'un Tortum İlçesi'ne bağlı Pehlivanlı beldesinde Kıpçak Türklerine ait 13 adet Koç heykelli mezar taşı bulunmuştur)[1] Bitlis, Muş, Ardahan, Kars, Iğdır, Hakkâri, Ağrı, Malatya illerinin yanı sıra; daha sınırlı örnekler ile Batı Anadolu bölgesinde Afyon’da; Orta Anadolu bölgesinde Ankara, Konya, Eskişehir, Nevşehir’de; Karadeniz bölgesinde Artvin, Rize, Samsun, Tokat illerinde karşımıza çıkmaktadır.

 

Anadolu dışında ise Azerbaycan bölgesinde Bakü ve Gence Müzeleri ile Şemkir Bölgesinin eski mezarlıklarında, Karabağ, Kelbeçer, Laçin, Gedebay, Ağdam, Culfa ve Nahçıvan; Kafkasya Bölgesi’nde Tiflis, Revan; Kuzey İran, Kırgızistan, Kazakistan ve Kuzey Kore gibi geniş bir bölgede çeşitli örneklere rastlanmaktadır.

 

Yaylak ve kışlak tabirleri eski Türklerde olduğu gibi günümüzde de,  Anadolu Yörükleri arasında kesinleşmiş töreleriyle yaşamaktadır. Bu töre ve gelenekler Selçuklu ve Anadolu beylikleri dönemindeki sosyal ve iktisadî hayatta, boyların ve fertlerin sosyal konumlarını belirlemede koyun ve koyunculuğun önemini artırmıştır.

 

Mesela, Oğuz Kağan Destanı’nda Bozok ve Üçok kollarının ayrılması böyle anlatılmaktadır: “Ondan sonra Oğuz Kağan kurultay topladı. Maiyetini ve halkı çağırttı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan büyük ordugâh, Sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi, üstüne bir altın tavuk koydu. Altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydu; dibine bir kara koyun bağladı. Sağ yanına Bozoklar, sol yanına Üçoklar oturdu.[2]

 

Görüldüğü gibi Kağan’ın sağ ve soluna oturacak boyların itibarını koyunlar sağlamaktadır

 

 

 

Azerbaycan’daki çeşitli mezar taşları tipleri arasında bilhassa at ve koç figürlü olanlarına çok sık rastlanmaktadır. Koyun heykeli şeklindeki mezar taşlarına güneyden, kuzey-batıya doğru gittikçe artan bir sıklıkla rastlanması dikkati çekmektedir. Lerik, Astara, Masallı, Yardımlı, Karabağ, Nahçıvan, Gence, Kazak, Kelbecer, Gedebay, Gürcistan’daki Azerbaycan Türklerinin yaşadığı köylerde taş koç heykelleri bulunmaktadır. Bu heykeller hakkında 1834 yılında Karabağ’a gelmiş olan Fransız seyyah Dyuba de Monpére, ilk bilgileri vermiş ve bu heykellere yöredeki Azerilerin özel bir hürmet gösterdiklerini yazmıştır.[3]

 

Orta Asya’dan Balkanlara kadar Türk sanatının yaygın olduğu bölgelerde, XII-XIII. Y.Y’dan itibaren at, koç ve koyun heykeline pek çok mezar taşında rastlanmaktadır

 

Azerbaycan’daki taş koç ve koyun heykelleri bu bölgeye gelen seyyah ve tarihçilerin de dikkatini çekmiş, gezi notlarında ve eserlerinde bu heykeller hakkında ilgi çekici bilgiler vermişlerdir. Rus bilgini V.M. Sisoyev, bu abidelerin Nahçıvan bölgesinde bulunanlarının sayılarının ve nerede bulunduklarını göstermiştir. Mesela, Nahçıvan’ın doğusunda yer alan bir mezarlıkta kırmızı taştan yapılmış 1,5 m. Uzunluğunda, yüksekliği 62 cm. eni 40 cm. olan bir koyun heykelinde halkın büyük saygı gösterildiğini yazmıştı.

 

Taş koç ve koyun heykeller M.Ö. II bininci yıllardan itibaren Hakasya’da, Kazakistan’da, VIII. Yüzyılda Göktürklerde, mesela Çekoslovak-Moğolistan Arkeolojik kazı ekibince, abidenin giriş kısmında, karşı karşıya iki koyun heykeli tespit edilmiştir. Bu figürlere Nahçıvan’da Kültepe Bölgesi’nde, küçük boyutlarda ve kilden yapılmış koyunlar şeklinde rastlanmıştır. Hakasya’da ağaçtan yapılmış koç heykelleri bulunmuştur.

 

Azerbaycan’da İslâmiyet’in kabulünün ilk yıllarında (XIII. yüzyıla kadar) bu tür figürlere pek rastlanmamakta, XV. yüzyıldan itibaren, özellikle Karakoyunlu ve Akkoyunlu boylarının hâkimiyetinden sonra tekrar yaygınlaştığı görülmektedir. Hatta bu heykeller üzerinde bazı dinî motifler ve yazılara da rastlanmaktadır. Bu yazıların XV. yüzyılın ikinci yarısından sonra artması da ayrıca dikkati çekmektedir. Bu yazı ve resimler, o heykelin hangi devirde, kimin adına bazen de kim tarafından yapıldığını göstermektedir. Saz, kılıç, ok, yay, keman, kırık ayna ile çeşitli insan ve hayvan tasvirleri bu taş işlemelerde en çok kullanılan şekillerdir.[4]

 

Mesela Ordubad’da Düylün Köyü’nde bulunan ve XVII. yüzyıla ait olduğu bilinen bir koç heykelinde, heykelin bir tarafında saz ve kılıç tasvir edilmiş, diğer tarafında ise ölen kişinin adı (Hesen Hüseynalioğlu) yazılmıştır. Böylece, ölen kişinin bir âşık olduğu anlatılmak istenmiştir. Saz ve kılıcın birlikte kullanılması Azerbaycan sahası için önemli bir karakteristik özelliktir. Âşık geleneğinde, zaferler saz, at ve kılıçla kazanılır. Kahramanlık-aşk konulu bütün hikâyeler ve kahramanlar, başta Köroğlu olmak üzere, bu iki araçla birlikte tasavvur edilir.

 

Koyun veya koç heykellerinde sadece ölen kişiye ait bilgiler bulunmamaktadır. XVII. yüzyıla ait Culfa ilinin Gülistan köyü yakınındaki Aras Nehri kıyısındaki bir mezarlıkta bulunan koç heykeli üzerindeki tasvirde oturmuş durumda üç kişi bulunmakta, bunlardan biri saz çalmaktadır. Bu da bize başka bir geleneğin varlığını haber vermektedir. O yüzyıllarda Nahcıvan’da âşıklık sanatının ne kadar geliştiğini ve âşıklar meclisinin düzenlendiğini göstermektedir.[5]

 

Koç şeklindeki mezar taşlarının üzerindeki resimler bize ölen kişinin mesleğini, hayvan ve bitki motifleri ise bölgede inançlara konu olan hayvan ve bitkileri göstermektedir. Kılıç tasviri ile ölen kimsenin savaşçı olduğunu; ok, yay ve ok kılıflarının tasvir edildiği heykelin bulunduğu mezarın sahibinin avcı olduğunun anlaşılması gibi…

 

Şerur Bölgesinde bulunan bir koç heykeli üzerinde deve kervanı tasviri yapılmıştır. Bu da bize orta çaptaki ticarî hayatı ve belli başlı ulaşım aracının da deve kervanları olduğunu göstermektedir.

 

Görüldüğü gibi Asya menşeli olduğu bilinen hayvan motifleri ve hayvan üslûbu, Türk maddî ve manevî kültür ürünlerinde ısrarla işlenmiştir. Bunların başında da at, koç ve koyun gelmektedir. Koyun, Şamanist ayinlerce, takvimde, destan ve hikâyelerde, masallarda, mâni ve türkülerde hep ön plandadır. Maddî kültürde de aynı zenginlikte kullanıldığı görülmektedir. Bu anlamda en önemli maddî kültür örneklerine mezar taşlarında rastlanmaktadır. Koyunun Türk dünyasındaki önemi; onun devlet ismi, boy ve sülale ismi olarak karşımıza çıkmasında da açık bir şekilde görülmektedir. Akkoyunlu, Karakoyunlu devletleri gibi[6]

 

 

 

Iğdır ve çevresinde hemen hemen her mezarlıkta görülen koçbaşlı mezar taşları ata yadigârı olarak günümüze kadar korunup gelmiş olup geçmişimizden bize kalan bir belge niteliği taşımaktadır. Oğuz Türklerinden ve özellikle Karakoyunlular ve Akkoyunlulardan günümüze kadar gelen koçbaşlı mezar taşları yöre halkı tarafından gözü gibi kollanıp ve korunmuştur.

 

Koç, Iğdır ve çevresinde insanların yaşayış kültüründe halen büyük bir etkisi devam etmektedir. Nişanlı kızın görüşüne gidilirken süslenmiş koç götürülür. Yine kirvelik yapanlar gösterişli bir koç süsleyerek hediye ederler.

 

Koç katımı yörede törenlerle yapılır. Yılın Eylül Ayının yirmisinde koçlar renk renk boyanarak koyunların arasına katılır.

 

Koçbaşlı mezar taşları Iğdır’ın bütün mezarlıklarında bulunmaktadır. Ancak Iğdır Merkez Yaycı Köyü eski mezarlık ve Karakoyun İlçesi mezarlıklarında  oldukça fazladır. Bu mezar taşları koç ve koyun figürlerinden oluşmaktadır. 

 

Aras Havzası sahasında bulunan koçbaşlı mezar taşları incelendiğinde genellikle birbirlerine benzerlik göstermektedirler. Gövde biçimlenişi ve kullanılan malzemelerin farklılığı ayrı formda olduklarını göstermektedirler.

 

Koçbaşlı mezar taşlarının yoğun olduğu bölgelerden biri olan Karakoyunlu İlçesi ile Iğdır Merkez Yaycı Köyünde bulunan koçbaşlı mezar taşları dikdörtgen blok şeklinde gövde biçimlenişi ortaya koyarken, sırt ve yan bölümleri düz yüzeyler halinde bırakılmış ve yüzeylerin etrafları kontürler halinde bırakılmıştır. Boyun bölümleri kaideden itibaren sırt bölümlere kadar yükselmektedir.[7]

 

Bazı koçbaşlı mezar taşları ise kalkerden yapılmış olup, gövdeleri daha çok yuvarlak şeklinde oluşturulmuştur. Bu mezar taşlarının bazılarında kitabelik bulunmakta, bazılarında ise bulunmamaktadır.

 

Koçbaşlı mezar taşlarının çoğusu boynuzları içe doğru kıvrılarak belirgin bir şekilde işlenmiştir. Bir diğer ortak özellik ise boyunlarında tarak ve dağdağan motiflerinin bulunmasıdır.

 

Iğdır ve çevresinde bulunan koçbaşlı mezar taşları birbirlerine çok benzemektedir. Nahçıvan’da bulunan koçbaşlı mezar taşları ise biraz farklılık göstermektedir.

 

Koçbaşlı mezar taşlarının tarihlenmesi tipolojik olarak Karakoyunlu Beyliğini vermektedir. Bazı koçbaşlı mezar taşlarında bulunan tarihler 15. Yüzyıl ile 20. Yüzyıl arasında tarihlendirilmektedir.

 

Yörede yaptığımız araştırmalarda koçbaşlı mezar taşları geleneği az da olsa devam etmektedir. En son örneğini Iğdır Merkez Çakırtaş köyünde halk tarafında çok sevilen bir halk kahramanı olarak tanınan “Kaçak Tohit” adına 1960’lı yıllarda yapılmış koçbaşlı mezar taşı bulunmaktadır.

 

 

 

Sonuç:

 

 

 

Orta Asya'dan Çin’de, Hindistan'a, Hazar Denizi'nin kuzeyinde Macaristan'a Afganistan, İran, Irak, Suriye, Mısır ve tüm Anadolu 'ya kadar Türk sanatının yaygın olduğu çevrelerde XII. XIII. yüzyıllardan itibaren at, koç ve koyun heykeli biçiminde pek çok mezar taşına rastlanmaktadır. Ancak bunların XIV. ve XV. yüzyıllarda Azerbaycan, İran, Irak ve Doğu Anadolu'nun büyük kısmına hâkim olan Türkmen devletlerinden Karakoyunlular ve Akkoyunlular zamanında daha da yaygınlaştığı ve hatta onlara ad olduğu da bilinmektedir.[8]

 

Başta Azerbaycan, Erzurum, Erzincan, Kars; Ardahan, Tunceli, Elazığ ve özellikle Iğdır olmak üzere, en küçük eski yerleşim birimlerinde bile koç, koyun heykeli şeklinde mezar taşlarına rastlanmaktadır. Bu hayvanlar Türklerin hayatlarında en çok değer verdikleri, güçlerinden, taşıyıcılıklarından, yünlerinden, etlerinden, sütlerinden faydalandıkları yaratıklardır. Onlarla iç içe olmanın yanında, onların sadakat, dürüstlük ve mertliklerinden dolayı da sosyal bir olguya işaret ederek bazı devlet ve toplulukların bayraklarına sembol olmuşlardır.

 

 

 

 “Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Fakat insan geçmişin özlemi ile devamlı yaşamamalıdır. Çünkü geçmiş tekrar yaşanması imkânsız zaman dilimidir. Fakat geçmişimizi reddetmemiz de son derece yanlış olur, çünkü o bizim kimliğimizdir. Adetlerimiz, inanış şekillerimiz, değer yargılarımız, toplum içindeki yerimizi belirler. Kimlik problemi yaşamamak için geçmişimizi iyi bilmemiz gerekir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RAM-HEADED GRAVESTONES AT ARAS BASIN

 

                                                                                                              Ziya Zakir ACAR

 

 

 

As the fact of death is a consensus of all the humankind, cemeteries and grave culture has existed throughout human history. Unlike the western culture, in Islamic philosophy the perception of death is liberation and according to Mevlana (Rumi), death is a Şeb-i Arus (wedding night) so this culture has been more advanced in Turkish History. The most obvious display of it is that tombs and graves were built in the form of spectacular architectural and artistic works.

 

That cemeteries take place inside or near the city centers show us that the perception of death for Turkish people is a part of life.

 

Belief of afterlife has helped developing this culture.

 

Gravestones are silent witnesses of our history. Our historical graveyards are open air museums and cultural heritages. The Turks always care for their gravestone tradition in history. They put some signs on graves not to be lost.

 

Gravestones that can show differences according to features of the period and region have emerged in almost every part of Anatolia since the beginning of the Turkish history.

 

For the art history, Gravestones that light on the Turkish cultural history are important assets because they are not only architectural stones, they also give us clues about the life before death and have symbolic wishes about eternity on them.

 

Rich traditions and creations about ram and sheep in Anatolia and Azerbaijan have influence on various beliefs, literature, music and dance.

 

The sheep breeding season ceremony and the idea of holiness of the sheep, which are old Turkish traditions, can still be seen at Aras River Basin mostly in Iğdır and its districts frequently.

 

Motifs of ram and sheep are one of the common values for Turkish and Azerbaijani communities and it is also a starting point for our material and spiritual values.

 

Ram / sheep and horse-shaped gravestone tradition has been moved from Khorasan region and Central Asia to Anatolia and it has helped continuation of a culture. They can be commonly seen in Tunceli, Van, Erzincan, Erzurum, Bitlis, Muş, Ardahan, Kars, Iğdır, Hakkâri, Ağrı, Malatya, which cities were part of White Sheep Turkomans and Black Sheep Turkomans. Some samples can also be seen in Afyon in western Anatolia, In Central Anatolia, Ankara, Konya, Eskisehir, Turkey, Nevsehir; In the Black Sea region of Artvin, Rize, Samsun, Tokat. They can also be seen in Baku and Ganja Museums and old cemeteries of Shamkir region in Azerbaijani. Some samples can also be found in Montenegro, Kalbajar, Lachin, Gedebay, Aghdam, and Nakhchivan, Julfa, Armenia, Northern Iran, Kyrgyzstan, Kazakhstan and North Korea.

 

Particularly horse and ram shaped gravestones are seen in Azerbaijani. It is noteworthy that gravestones in the form of sheep statue can be seen more often in the north and west. There are stone ram statues in Lerik, Astara, Masalli, Yardimli, Karabakh, Nakhchivan, Ganja, Kazakh Kelbedjar, Gedebay and Georgian villages where Azerbaijani Turks live. French traveler Dyub de Monpér, who came to Karabakh in 1834, told about these statues firstly and he wrote that Azerbaijanis show deep respect to these statues.

 

Horse, ram and sheep formed statues can be found in the areas where Turks live from Central Asia to Balkans date back to the 12th and the 13th century.

 

Horse and sheep statues in Azerbaijani have attracted attention of the travelers and historians who came to the country and they gave interesting information about them in their works and travel notes. Russian scholar V.M. Sisoyev has told the number of the statues and the location of them in Nakhchivan. For example, he wrote about a sheep statue, which was made of red stone and 1,5 m. Length, height 62 cm. width 40 cm,  in a cemetery in the east part of Nakhchivan and he also mentioned that people showed deep respect to the statue.

 

Czech-Mongolian archaeological excavations team has found two sheep statues face to face in front of a monument. Ram and sheep statues were date back to BC 2000 in Khakassia, in Kazakhstan and in Göktürk state in 8th.  Small sheep figures made of clay were found in Kültepe in Nakhchivan. Ram statues carved out of wood were found in Khakassia.

 

These kinds of figures weren’t seen at the early period of the adoption of the Islam in Azerbaijan (the 13th century). They started to be seen again in the reign of the White Sheep Turkomans and Black Sheep Turkomans after the 15th century. There are even some religious motifs and inscriptions on these statues. It is also noteworthy to say that the inscriptions on them increase after the second half of the 15th century. The inscriptions and the motifs show us the period and on behalf of who and sometimes the sculptor. Mostly instrument, swords, arrows, bows, violin, broken mirrors, human and animal motifs are used on the statues.

 

A ram statue was found in Düylün village in Ordubad. It was from the 17th century. There were a saz (stringed musical instrument) and a sword on the one side of the statue and the name of the deceased person’s name (Hesen Hüseynalioğlu) on the other side of it. Thus, it tells us that the deceased person was a poet-singer (minstrel). The work on which saz and sword are used together is a characteristic feature of the Azerbaijani culture. Victories are won with horse, sword and saz according to Ashık (minstrel) tradition. All the heroic love stories and heroes are conceived with these items.1

 

There isn’t information only about the deceased person on the ram or sheep statues. There are three men motifs on a ram statue (belongs to the 15th century) which was found in Güllistan village, Culfa. One of the men is playing saz and it shows us that how important and advanced the ashik tradition is in this period in Nakhchivan. 

 

[1] Fikret TÜRKMEN Koç Başlı Mezar Taşları

 

Pictures on the ram formed gravestones show us the deceased person’s profession. Plants and animals motifs show us the belief about the plants and animals at the period. If there is a sword on it, it tells that the person was a warrior. If there are arrows, bows and quiver on it, it tells us he was a hunter.

 

There are camel caravan images on a ram statue which was found in Şerur. It means that there was a commercial life.

 

It can be seen that animal figures and motifs were used on every material and spiritual Turkish cultural items. That’s cultures origin was Central Asia. Most important of these are horses, rams and sheep figures. Sheep are forefront in shamanistic rituals, calendar, legend and stories, tales, quatrain and songs. It was used in material culture in the same wealth. In this sense, the most important examples of material culture are to be found on the gravestones. We come across the word ‘’sheep’’ in the name of old Turkish states like ‘White Sheep Turkomans or Black Sheep Turkomans’2

 

Gravestones seen in almost every cemetery around Iğdır have been saved as patrimony up to now. They are like preserved documents.  These gravestones, which were from Oghuz Turks and especially from White Sheep and Black Sheep Turkomans, have been protected carefully by local people until now. 

 

Ram still has a huge impact on people’s living culture around Iğdır. Decorated rams are given as a present when you go to see engaged girl.

 

Sheep breeding season starts with a ceremony in this region. People color the rams and put them in flocks. 

 

Ram headed gravestones can be found in almost all the cemeteries in Iğdır. However, there are a large number of them in old cemeteries in Yaycı village (5 km to Iğdır city center) and in Karakoyunlu province (15 km to Iğdır city center). The cemeteries consist of ram and sheep formed gravestones.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2Seyfi Başkan Karamanoğulları Dönemi Konya Mezar taşları T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 1996

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

 

 

Acar Ziya Zakir “Her Yönüyle Iğdır”

 

Acar Ziya Zakir “Ağrı Eteklerinde Türk Mezar Taşları”

 

Fikret TÜRKMEN Koç Başlı Mezar Taşları

 

Yrd.Doç.Dr. Cengiz Atlı-Hazal Ceylan Öztürkler Iğdır-Karakoyunlu Tarihi Mezar Taşları

 

Prof. Dr. Hamza GÜNDOGDU Nahçıvan’da Figürlü Bir Taşının Düşündürdükleri

 

Seyfi Başkan Karamanoğulları Dönemi Konya Mezar taşları T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 1996

 



[1] www.turktoresi.com-299 × 209- (Erişim 08/05/2014)

[2] Fikret Türkmen Türk Dünyasında koç ve koyun motifleri

[3] Fikret Türkmen Türk Dünyasında koç ve koyun motifleri

[4] Fikret Türkmen Türk Dünyasında koç ve koyun motifleri

[5] Fikret TÜRKMEN Koç Başlı Mezar Taşları

[6]Seyfi Başkan Karamanoğulları Dönemi Konya Mezar taşları T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları 1996

 

[7] Yrd.Doç.Dr. Cengiz Atlı-Hazal Ceylan Öztürkler Iğdır-Karakoyunlu Tarihi Mezar Taşları

[8] Prof. Dr. Hamza GÜNDOGDU Nahçıvan’da Figürlü Bir Taşının Düşündürdükleri

 

Üye Girişi