Sürmeli Sancağı

 

 

SÜRMELİ SANCAĞI /IĞDIR

                                                                                                          Ziya Zakir ACAR

GİRİŞ

            Anadolu, özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri çok eski çağlardan beri, Türk varlığı ile tanınmış ve Türklerin kadim yurtlarıdır. Türklerin binlerce yıl bu bölgelerdeki tesirlerinin ve varlıkları ilmi olarak ortaya konmuştur.

            Vatanımızın doğudaki sınır taşı Oğuz Eli Sürmeli/Iğdır İli ve çevresi (Sahat Çukuru-Aras Boyları) tarihin bilinen devirlerinden beri Türk’ün öz vatanı olmuş ve bugüne kadar da özelliğini korumuştur.

Aras’ın sularıyla yıkanan Sürmeli Ovası’nda her köşeye sinen tarihi dokusu, dünü bugüne bağlayan köklü kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle insanı büyüler.

            Ünlü Tarihçi Zeki Velidi Togan; “Türklerin menşei bahis mevzu olunca, gözler Orta Asya’ya dikilir. Fakat bu milletin ikinci büyük ve kuvvetli kitlesi Ön Asya’da ve Karadeniz etrafında yaşamaktadır.[1] Yapılan kazılarda Türklerin yaşayışına ait bu bölgelerde birçok figürler bulunmuştur.

Yörenin sahip olduğu elverişli iklim, toprak, su ve sulama şartları yanında, Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen kavimlerin geçiş yolları üzerinde bulunmasından dolayı bölge için Neolitik Devrin[2] başlangıç tarihinin, Anadolu ve Mezopotamya için kabul edilen M.Ö. 6–7 bin yıllarına kadar uzanacağı tahmin edilebilir.

            Sürmeli/Iğdır’ın Yaycı, Gökçeli, Kültepe, Çölegert (Karakoyunlu-Taşburun) bölgelerinde yapılan arkeolojik kazılarda çıkan eserlerde ve tarihi buluntularda anlaşıldığı üzere Sürmeli/Iğdır, bu büyük Türk kıtasında, Türk Medeniyetinin bir beşiği ve Türk Tarihinin çok eski ve zengin bir taşıyıcı noktası olduğu aydınlanmıştır. Bu bölge Türk Tarihinin Türk Kültürünün ve Türk coğrafyasının önemli bir stratejik yöresi olan, Doğu Anadolu’nun şirin bir köşesi ve Türklüğün bir kavşak noktasıdır.

             Sürmeli Çukuru, Arpaçay’ın Aras’la birleştiği Ergüder mevkiinden başlayıp, Aras nehrinin ülkemiz sınırlarını terk ettiği Türkiye-İran-Nahcivan sınırlarının birleşme noktasına kadar devam eder. Yükseltisi, batıdan-doğuya ve güneyden-kuzeye doğru azalan bu çukurluğun merkezinde Iğdır şehri kurulmuştur. Aras nehri boyunca doğu-batı doğrultusunda uzanan Iğdır Ovası, Batı Iğdır, Doğu Iğdır ve Dil Ovası’ndan oluşmaktadır. Iğdır Ovası’nın güneydoğuya doğru bir uzantısı durumunda olan Dil Ovası (Dil Ucu), aynı zamanda ülkemizin en doğu uç noktasını (44 48′) oluşturur. Bölgenin güneyinde, kabaca batı-doğu doğrultusunda uzanan Orta Torosların uzantısı ve Munzur dağlarıyla başlayıp Karasu-Aras dağlarıyla devam eden dağlık kütlenin doğudaki bölümü yer almaktadır. Bu bölüm üzerinde yer alan dağlar sırasıyla batıdan doğuya doğru Durak Dağı(2811) m), Zor Dağı (3.196 m), Pamuk Dağı (2.639 m) (Pamuk Dağı geçidi ile Büyük Ağrı Dağı’ndan ayrılan Pamuk Dağı ve Zor Dağı batısındaki Asma Geçidi ile Durak Dağlarından ayrılmaktadır. Pamuk Dağı ile Zor Dağları arasında Çilli Geçidi bulunur.) Büyük Ağrı Dağı (5.165 m) ve Küçük Ağrı Dağı (3.986 m) dağlarıdır. Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı, İran ile tabii bir sınır teşkil eder. Anadolu ile Asya’dan uzanan sıradağların bir nevi buluşma noktasıdır.

            Tarih boyunca, Romalıların, Perslerin, Müslüman Arapların ve son çağlarda Rusların Aras boyları, Ağrı Dağı çevresine hâkim olma istek ve çabalarının, Türk gücünü kırarak, kontrolde tutma amacına yönelik olması da bu bölgenin Türk varlığı açısından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bugün mevcut Ermenistan’ın kurulmasında Batının desteğini alarak Ruslar tarafından verilen destekte de aynı amaçlar yatmaktadır.[3]

Ağrı Dağları ile Aras arasında bulunan eskiden pamuk yetiştirilen Iğdır Merkez, Tuzluca (1934’ten önceki adı Kulp), Aralık ve Karakoyunlu ilçelerini içine alan ovaya, ilk Osmanlı tarihlerinde anıldığı gibi, öteden beri “Sürmeli Çukuru” denir. Osman Gazi’nin atası Ertuğrul ve kardeşi Tondar idaresindeki 400 göçer evli Kayı boyu topluluğu, babaları Süleyman Şah’ın Fırat ırmağında boğulmasından sonra dönüp atalar yurdu (Khorasan’da, yeni Merv yanındaki) “Mahan”a gitmek isterlerken “Sürmeli Çukuru”nda kalıp kışlamışlardı. (886 Zilhicce/1482 Ocak ayında), Akkoyunlu tebaasından Hasn bin Mahmudi BAYATİ’nin yanında bulunan “Oğuzname”de “batıya doğru şu üç kale ve hisardan başka müstahkem yer yoktur” yazmıştır.

Eskiden “Şatık“ denilen (Dede Korkut Oğuznamelerinde) “Iğdır Korganı”, Büyük Ağrı’nın batı yamacında, 30 Mayıs 1404 günü buraya uğrayan İspanyol Elçisi CLAVİJO, “kayalık üzerinde duran Kal’a” diyerek, adının da “Iğdır” olduğunu belirtiyor 1664 Mayısının 30’unda başlayıp yedi gün yedi gece sakin olmayan büyük zelzelede hem burası, hem de Eleşgert merkezi “Toprak-Kal’a” yıkılmış ve Ağrı Dağı’nın nısfından ziyadesi (kuzeydeki “Karnıyarık” denilen büyük çukurluğun üstü) yere geçip gömülmüştür. Sonradan Iğdır ahalisi şimdiki düzlükte kasabayı yeniden aynı adla kurmuşlardır.

Aras Irmağının sağında, bugün baraj yanında “Kara Kal’a” (Karakale) denilen “Sürmeli Hisarı” eski mustahkem “Surp-Mari” Bizans kaynaklarında 1045’te Bizansların eline geçerken, adı Rumcaya çevrilen “Hagia-Maria” Adını burada, Meryem-Ana adına Bargatlılardan önce, belki de Arsaklılar (53-428) sülalesinin son yıllarında yapılan kutlu kiliseden almıştır. Selçuklu ve Kharimşah kaynağında “Sür-Mari/Sürmari” Temürnamelerde, “Surmalu” diye geçer. 1646 da Revan ile birlikte, “Sürmeli Çukuru” da İran bırakılmıştı. 1827’de Revan-Khanlığını yıkan Ruslar, burayı da işgal ederek Kağızman ve Bayazıt sancaklarına komşu bulunan bu ovanın bütününü “Surmalu Uyuzdi” (Surmalu-Sancağı) adıyla bir idari bölge yaparak, 1917’ye kadar idare etmişlerdi.

Kulp, 1920 deki son kurtuluşundan sonra Iğdır ile birlikte Bayazıt Vilayeti ”ne katılmış ve 1934 yılında Kars’a bağlanırken Diyarbakır İlçesi Kulp ile iltibasından, kuzey yanındaki kaya tuzu dağlarından dolayı adı “Tuzluca” ya çevrilmiştir. 

            Merend’ten sonra, kervan yolu ile Khoy’a gelen Sultan Alparslan’a Azerbaycan ve Aran’ın tabi Emirleri de Toğrol-Bek zamanındaki esaslara göre askerleriyle katıldılar. Bu esaslar; Selçuklu Sultanı adına hutbe okutmak, para kestirmek, yıllık vergi ödemek ve sadakatlarının teminatı olarak Selçuklu Devleti nezdinde rehine bulundurmak ve sefer sırasında yardımcı kuvvet vermek şartları gerektiriyordu. Buna karşı bu mahalli hükümdarlar yerlerinde kalıp hâkimiyetlerini sürdürüyorlardı.

Nahcivan önüne gelen Sultan yaptırdığı teknelerle Aras Nehrinden ordusunu geçirdi. 14 yaşındaki oğlu Melikşah’ı buraya koyarak, yanında Nizamülmülk olduğu halda Melikşah, elindeki ordu kolu ile Nahçıvan Emiri Şeybanlı II. Ebu-Dulef de askerleriyle Melikşah’a eşlik ederek “Curz=Gürcü ve Abkhaz ülkelerine yola çıktı. Ağrı Dağları kuzeyine girdiler. Ani Şehrinin alınmasında önemli rol oynayacak kalelerin fethi Sürmeli sınırları içerisinde bulunmaktadır.

Bundan sonrasını Selçuklu kaynağı şöyle anlatıyor:

            “Sultanoğlu Sultan Celalü’d-Devlet Melikşah” ilerleyerek “bir Kal’a’ya (Iğdır Korgan yerinde kayalık tepe üzerindeki “Şatık” denilen Hısar’a) hücum etti. Burada Rumların okçuları birçok İslam askerini öldürdü. Kâfirler yüksekte oldukları için aşağıya taşlar fırlattılar. Sonra Nizamülmük ve Khorasan Amidi, atlarından indiler. Piyade oldular. Sultan Melikşah, bir ok atarak Kal’a emirini boynundan vurdu. Sonra buradakiler yüksek tepelerin ardına kaçtılar. İslam askerleri gelip kalanları kılıçtan geçirdiler. Bunu müteakip Melikşah, Aras’ın sağındaki müstahkem Surmari denilen Kal’a’ya gitti. Bu Kal’a’da (Aras’tan alınan arklarla) akarsular ve bostanlar vardı. Bunu fethetti. Bunun batısında ve yakınında bir Kal’a (Kulp) daha vardı. Sürmeli Kalesi) Melikşah bunu da fethetti. Sonra harap etmek istediyse de Vezir Nizamülmülk; Muslümanlar için bu muhkem bir Kal’a, sağlam bir üstür ve (Arpaçayı-Aras kavşağı yanında  “Arşarunik”/Kazğızman –Deresi aşağısında) huduttur diyerek, onu bundan men etti. Nizamülmülk, Müslümanlar için bir üs olan bu Kal’a’ya bir takım bahadırlar yerleştirdiler).

            .  Dede Korkut Oğuz namelerinde ismi geçen “Şatık Kalesi”, İspanyol Elçisi CLAVİJO’nun bahsettiği kayalık üzerindeki kale; şimdiki Ağrı Dağının kuzeybatı yamacında bulunan Korhan Yaylası düzlüğünün kuzeyinde yükselen “Korhan Kalesi” veya “Iğdır Kalesi” dir. Korhan/Iğdır kalesi 2006 Yılında baz istasyonu yapılması amacıyla dozerlerle kale kalıntıları yerle bir edilmiştir. Kalenin güney kısmında bazı sur kalıntıları kalmıştır. Kale doğal bir tepe üzerine oturtulduğundan, alt eteklerinde halen yerleşim yerleri kalıntıları, değirmen taşları mevcuttur.  Korhan/Iğdır Kalesi, Iğdır merkeze 36 km mesafededir.  Bahsedilen Kale, Iğdır-Tuzluca arasında, Aras Nehrinin kıyısında bulunan Kara Kaledir. Karakale’nin doğusunda aynı isimle anılan bir karakol bulunmaktadır. Bu karakolun hemen karşısında “Serdarabat” isimli bir köprü bulunmaktadır. Bu köprü Aras Nehri üzerinde kurulmuş ve Ermenistan ile protokol görüşmelerinde kullanılmaktadır. Sürmeli Ovasında Melikşah tarafından üçüncü olarak feth edilen kale, Karakale’nın batısında yaklaşın 4 km uzaklıkta bulunan aynı adla anılan Tuzluca İlçesini Sürmeli Köyünün doğusunda yine Aras Nehri kıyısında bulunan Sürmeli Kalesi’dir. Aras Nehri, Sürmeli Köyünü geçtikten sonra büyük bir kalyon oluşturmaktadır. Sürmeli Köyü, vadinin içinde kalmaktadır. Sürmeli Kalesi ise Köyün batısında yükselen dorukta kurulmuştur.

            Böylece, 1064 ilkbaharında (Nisan) Selçuklu ordusunun bir daha geri vermemek üzere Bizanslardan fethettiği ilk Anadolu toprağı, Ağrı Dağları-Aras Nehri arasındaki “Sürmeli Çukuru” bölgesidir.  Selçuklu kaynağı, Veliaht namzedi Melikşah’ın buradaki fethini çok güçlükle yaptığını, mumelagalı göstermemek için aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır.

(Surmari’den sonra Kala’ya/Kulp’a koruyucular yerleştirilmesine muteakip) “Melikşah, Meryemneşin denilen bir şehre gitti. Burada rahipler, keşişler otururlardı. Nasara’nın Melikleri ve ahalisi, teberrük için burasını ziyarete gelirlerdi. Bu şehir çok metin idi. Bunun etrafında genişliği gözün alabildiği kadar (Arpaçayı’ndan alınan arkla, doğusunda yapılan geniş gölmeçten ibaret) bir su vardı. Nizamülmülk, burasını fethetmek için gemiler ve kayıklar yaptırdı. Gece-gündüz harp etiler; hiçbir dakika harpten hali kalmadılar.

Nihayet Sultan Melikşah, surun şerefesine ip bağladı ve onunla duvara tırmandı. Her nasılsa suya düştüyse de Allah onu büyük bir felaketten kurtardı. Sudan salimen çıktıktan sonra kamet ve tekbir aldı (namaz kıldı) Köleler duvara tırmandılar. Ellerinde bulunan nacaklarla duvarı delmek istediler, çok uğraştılar, ellerinde bulunan naçaklar vurmaktan körleştiler. Çünkü sur demir çivilerle (kancalar ile) kenetlenmiş taşlardan ve demir levhalardan çok muhkem yapılmış ki, bu gece atların eyerleri üzerinde gecelediler. Bu gece tesadüfen bir zelzele oldu. Kala’nın şark tarafı yıkıldı. Nasranlilerin müdafa esbabı zayıfladı. Sabah olduğu vakitte Melikşah ve Vezir Nizamülmülk, memlekete girmeğe muvaffak oldu. Buradaki halk İslam dinini kabul ettiler. 

Melikşah, Sürmeli sınırları içerisinde bulunan kalelerin fethinden sonra Ani Şehri’nin fethine doğru ilerledi. Arpaçay ve Aras’ın birleştiği yerin (Ergüder) kuzey-batı istikametinde bir kale daha bulunmaktaydı. Zorlu bir mücadeleden sonra bu kale Melikşah tarafından fethedildi.  Melikşah’ın askerlerinden “Er Davut” burada şehit oldu. Melikşah, Ani Şehrini aldıktan sonra dönüşünde Selçuklu mimari örneklerinde burada bir kümbet yaptırdı. Yöre halkı buraya ziyarete gelir, adaklarda bulunurlar. Son yıllarda define avcıları kümbete önemli derecede zarar vermişlerdir.

Sürmeli Şehrinde Selçuklulardan kalma Amarat/Çakırtaş Kümbeti, Gödekli Kümbeti, Kolikent Kümbeti Harmandöven Kervansarayı halen varlıklarını sürdürmektedir.

 

 

TARİH AKIŞINDA SÜRMELİ VE SÜRMELİ SANCAĞI

            Subarular ve Huriler Devrinde Sürmeli/Iğdır: Subarular, M.Ö. III. Bin yıllarında Fırat ve Dicle nehirlerinin kuzey havzaları arasında (Yukarı Mezopotamya) alanlarında görülmektedirler. Subarular’ın Orta Asya’dan buralara geldikleri malumdur.[4]  Azerbaycan ve Orta Asya’da “Sabir”, “Subar”, “Sibir”, “Suvar” ve “Suban” adlarıyla bu bölgelerde görülmektedirler.

            M.S. 503 Yılında Doğu Avrupa’da hâkimiyetlerini genişleten Sabarlar, 515 Yılında İtil (Volga)-Don nehirleri ile Kuzey Kafkasya’da Kuban Irmağı bölgelerinde bulunuyorlardı. Balak (Belek) liderliğinde 515 Yılında Anadolu bölgesi, Ağrı bölgelerini kadar ilerlediler.

            Z. V. Togan, Subar, Khuri ve Metan (Mitani) adlarının eski Türk kavminden olduğunu ileri sürmektedir. [5] Barthol,  Furi sözünün muhtemelen kurt anlamında olan “Böri” olduğunu ileri sürer. Burini ve Avfı’nın eserlerinin birçok yazma nüshalarında “Kun” (Hun) kelimesi yerine “Furi” kelimesinin kullanıldığını belirtir.[6] Bu adın Hurrilerin merkezi olan Urfa yakınlarındaki Nemrut Dağında bulunan birçok mağaralarla ilgili olduğunu ve buna göre isim verildiğini ileri sürmektedir.[7] Bugün Türk Dünyasında olduğu gibi Iğdır’ın bir çok yerinde bulunan mağaralara kutsal gözüyle bakılmaktadır. (Iğdır Merkez Erhacı)

            Urartular Döneminde Sürmeli/Iğdır: Sürmeli/Iğdır şehrinde yaşayan diğer bir kavim de Urartular’dır. Bu bölgede Urartulara ait halen bir çok tarihi eser bulunmaktadır. Urartu Kralı Manua’nın (M: Ö: 810-785) kuzey seferlerinde Aras Nehrini geçerek Gökçegöl’e (Şimdiki Erivan’da Sevan Gölü)kadar olan bölgelerde verdiği savaşlar neticesinde Sürmeli Çukuru/Iğdır Ovası, Sahat Çukuru Urartuların hâkimiyetlerine girmiştir.[8] Urartulara ait Karakoyunlu İlçesi Mağaralar semtinde yerleşim yâri, kaya mezar, Tuzluca İlçesi Aşağı Aktaş, Göktaş ve Çıraklı Köylerindeki Kaya Mezarlar, Iğdır Asma Köyü, Erhacı ve Güngörmez köylerinde bulunan kaya mezarların yapılan çalışmalarda Urartular dönemine ait olduğu bilinmektedir. Ayrıca Urartu Sulama Kanalları Tuzluca İlçesi sınırlarında olduğu Prof. Dr. Oktay BELLİ tarafından tespit edilmiştir.

            Kimmerler Döneminde Sürmeli/Iğdır: M. Ö. VIII. Asırda Orta Asya’da büyük bir devletleri bulunan Sakalar, batıya doğru ilerleyince Kafkasya kuzeyindeki Kimmerler’i baskılarıyla Kafkasya’nın güneyine Küçük Asya’ya göçe mecbur bırakmışlar. Kimmerler de Kafkasya’yı aşarak Azerbaycan ve Aras boylarını yerleşmişlerdir. [9]

            Sakalar Devrine Sürmeli/Iğdır: Sakaların Kafkasya’yı aşıp, Ön Asya’ya geldiklerinde ilk yerleştikleri ve yurt tuttukları yer Arrran (Gence-Karabağ) Ağrı Dağı etrafı (Iğdır Ovası, Sahat Çukuru ve Doğubayazıt) Orta Aras Havzası ve Gökçegöl çevreleri idi. Bunun için de bölgeye eskiden beri “Sahat/Saka-et (Saka Yurdu) denilmektedir. Safeviler devrinde de bu bölgeye “Çukur/Çuhur-Sa’ad” vilayeti denilmekte idi.[10]

            Arsaklılar Döneminde Sürmeli/Iğdır: Türk (Oğuz) Milli rivayetlerinde, milattan önceleri Horasan’dan gelip Ani, Kars, Tiflis ve Demirkapı-Derbend’e hakim oldukları bildirilen Oğuzların Part Devletini kuran Arsaklılardan olduğu muhakkaktır. “Kitab-ı Dede-Kurkut’da bu Oğuzların Merdin ile Hemid (“Amit” olan asıl adıyla anılan Diyarbekir) den “Kapulu-Karaderbend’e” ve Demirkapu-Derbend’den Bayburt’a uzayan yerlere hükmedip, şimdiki Kars İlinin doğuşunu teşkil eden Ağcakala ve Sürmeli şehirlerini merkez edinen ve Bayındır Han sülalesinin damadı olan Salvur-Kazan Han hanedanına tabi gösterilmesi tamamıyla Küçük Arsaklı tarihinin destanı hatıralarından ibarettir.”[11]

            Güney Kafkasya, Sahat Çukuru, Sürmeli Çukuru/Iğdır Kimmerler ve Sakalar ile beraber o zamandan (M.Ö. VII.-VI. Asır) sonra sürekli Türk yerleşimine sahne olan bölgelerdir. Bu devirlerden sonra Ön sya, Türklerin göç ve yerleşim sahası olmuştur.[12]

            Sürmeli/Iğdır yöresine yerleştiği bilinen Türk boylarından biri de Borçalı (Baraç/Boraç-Oğlu) Türkleridir. Bugün Gürcistan’ın güneydoğu kesimini teşkil eden güneyinde Ermenistan’a ve doğu tarafından da Azerbaycan’a komşu olan bu bölge, eskiden beridir Borçalı olarak anılmaktadır. Bugün bu bölgede “Borçalı Türkleri” yaşamaktadır. Nüfusları 650 bin kadardır.[13]

            Dede Korkut Destanlarında; Kazan Han zamanında merkezi Sürmeli Kalesi olan Iğdır/Sürmeli Çukuru, Oğuzların kışlağı, Ağrı Dağı ve civarı ile kuzeydeki şimdiki Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Alagöz (Eleğez) Dağları da yaylakları idi. Alagöz dağlarının kuzey kesimleri Borçalı Türklerinin asırlarca yaylakları idi.

            Kafkasların güneyine, Azerbaycan’ın yakın yörelerine büyük kütleler halinde gelip yerleşen Türk kavimlerinden biri de Hunlardır. Sürmeli/Iğdır yöresinin Hunlarla ilk tanışması M.S. 359 ve 373 tarihleri arasında olmuştur. Bu tarihlerde Hunlar, Derbend ve Daryol geçitlerinden Güney Kafkasya ve Anadolu’ya “Basık” ve “Kursuk” adlı başbuğları komutasında büyük bir sefer düzenlemişler, Orta Anadolu ve Suriye’ye kadar uzanmışlar. Hunların Kafkasya güneyine, Azerbaycan, Sahat Çukuru ile Aras boylarına sarkmalarında sonra, bu bölgede aralarında kanlı savaşlar olmuştur. Aras boylarında ilk görülen Kara-Hun oymakları ile arkasından gelen Ak-Hunların aralarında çarpışmaların devam ettikleri görülür.[14]

            Karkhun/Karkın adıyla Kuzey ve Güney Azerbaycan, Nahçıvan ve Anadolu’nun birçok yerinde görülen Türk boyuna mensup bir oymak ta Iğdır’da Karkhunlu adıyla Iğdır merkez, Hakveyis ve Taşburun köylerinde yaşamaktadır. Ermeni mezalimi sonucunda Vedibasar tarafından buralara gelip yerleşmişlerdir. Yine Ak Hunlar da gelip Aras boylarına yerleşen Türklerdir.

            Selçuklular Döneminde Sürmeli/Iğdır: Bizanslıların, Türk-Oğuzların yoğun olduğu bölgelere kolayca sokulup, büyük bir direnişlerle karşılaşmadan hâkimiyetlerine almalarında, bu yörede yaşayan Türklerin Hristiyan dininde olmalarının da rolü büyüktür. Hristiyan ahalinin başında bulunan rahipler, klişe vasıtasıyla devamlı İstanbul kiliseleriyle irtibat halinde idiler. Bizans İmparatorluğunun doğu uç bölgesinde Sürmeli Çukuru bulunuyordu. Bizanslılar buralarda tam bir hâkimiyet kurmuş değillerdi. Buraların Bizans elinde bulunması şeklinde idi ve bu da ancak bölgedeki Türk Oymak beyleri ile ittifaklar kurarak sağlanıyordu.[15]

            Tuğrul Bey (1038-1063) 1048 yazında Azerbaycan Valisi Selçuklu İbrahim Yinal komutasındaki Türkmen beylerini yüz bin kişilik bir ordu ile 1045 Yılından beri Ağrı dağı çevresine ve Gökçe Göl’ün kuzeybatı ucuna kadar olan bölgeleri hâkimiyetleri altında tutan Bizansların üzerine gönderdi. Aras boylarında ilerleyen İbrahim Yinal, Erzurum’a kadar mukavemet görmeden ilerledi.[16]

            1064 Yılında Alparslan, Nahçıvan civarından teknelerle yapılan bir köprüden Aras Nehrini geçerek buraları hâkimiyeti altına aldı. Aras boylarından batıya yürüyerek Aras boyundaki Sürmeli ve Meryemnişin kalelerini aldı. Alparslan on üç yaşındaki oğlu Melikşah’ı bu bölgede bırakarak Hazar Ülkelerine yürüdü.

            Melikşah, yanındaki kuvvetleri ile Sürmeli Çukurundaki Iğdır Kalesi’ne (Korhan Kalesi) hücum etti. Melikşah Kale Komutanını boynundan vurdu. Kurtulanlar Ağrı Dağı doruğuna doğru kaçtılar. Melikşah buradan ilerleyip Kara Kala/Kara Kale’yi (Kulp/Tuzluca) fethetti.

            Sürmeli Çukuru’nu 1044’te Şeddadlı, Gence ve Divin Emiri Ebul-Evsar Şavur, Anı Bargatlıları’ndan  almıştı. Bizanslılar da 1047 de buraları zapt etmişti.

            Selçukluların Doğu Anadolu’da ve Azerbaycan’da yaptıkları iskânlar neticesinde buralardaki Türk siyasi hâkimiyetinin güçlenmesinin yanında bölgelerarasında sıkı irtibatlar da tesis edilmişti. Sahat Çukurundaki Türk oymaklarının yoğun bir Türk varlığı ve hâkimiyetinin bulunduğu Van civarındaki (Ahlat, Bitlis, Arzan) Türk beylikleri ile yakın ilişkileri vardı. Bu yakın ilişkiler bazı Türk boylarının bu iki bölgede ayrı ayrı yerleşmiş olmalarından ve bunlar arasında akrabalık bağlarının bulunmasından kaynaklanmaktaydı. Selçuklu sultanının isteği üzerine Bitlis Arzan (Garzan) Emiri Dilmaçoğlu Toğan Arslan 1130 veya 1131 Yılında Sahat Çukuru’na bir sefer düzenlemiş. Sürmeli ve Divin’i buranın hâkimi Şeddadlı Emiri Fadlun’u öldürerek almış. Oğlu Kurti’yi bu bölgeye emir tayin etmişti. Ertesi yıl “Apkaz-Kartel” başkumandanı Apulet’in oğlu Yovane, Divin şehrini almak için hücum edince, Dilmaçlı Kurtu, onu Garni Çayı boyunda büyük bir bozguna uğrattı. Merkezi Sürmeli olan Sürmeli (Dilmaçoğlu) Emirliği de bu zamanda kurulmuştu. (1131-1227) Böylece Sahat-Çukuru-Sürmeli Çukuru’nda “Aras Dilmaçları” devri başlamıştı.[17]  Sürmeli/Karakale şehrinde Kızıl Kümbet, Ulucami, Aras Köprüsü’nün olduğu birçok kaynakta belirtilmiştir. Bunların harabe halinde kalıntısı halen bulunmaktadır.

            Bu yapılarda kullanılan renkli kesme taşların nereden temin edildiği konusunda; XVII. Asrın meşhur seyyahlarından olan ve defalarca Türkiye üzerinden Şark ülkelerine seyahatlerde bulunan Fransız Seyyah Jean Babtiste Tavernir, 1632 de başladığı birinci seyahatinde, Revan Hanı Emir Güne’nin konuğu olduğu zaman yöre halkından bilgi verirken şunları söylemektedir: “Karargâhlar” diye adlandırılan kervansaray görünüşe bakılırsa sanki bir çayın yatağında meydana gelen taşlarla inşa edilmiş. Bu suyun bir kısmı, (içinde erimiş halde tuttuğu kireçli tortuları çökelterek) hafif bir taş hâsıl eder. Bunu sağlamak için çay boyunca çukurlar açılır, içleri bu suyla doldurulur. Sekiz ya da on ay sonra su, dibinde bir taş tabakası bırakır. (Kuruduktan sonra kesilerek çıkarılır.)[18]

            Cingizliler Devrinde Sürmeli/Iğdır: Cingiz’in kumandanlarından Cebe ve Subutay Han’ın Şimali İran ile Azerbaycan’ı fethetmeleriyle “Sahat Çukuru”,“Sürmeli Çukuru” Türk-Moğol hâkimiyetine girdi. Moğolların bölgede meydana getirdikleri karışıklıktan faydalanan Koluuzunoğulları, Anı ve Divin şehirlerini ele geçirip, Aras Dilmaçları elinde bulunan Sürmeli Kalesi’ne saldırarak muhasara etmişler fakat alamamışlar. Sürmeli Emirliği, 1207’den itibaren Eyyublar’a tabi idi. Divin Hâkimi Şalve’nin Sürmeli Kalesine saldırıp muhasara etmesi üzerine Eyyublar tarafından kurtarılmıştı. 

            Sürmeli Emirliği’nin bugünkü Kuzey ve Güney Azerbaycan, Kars, Anı ve Kür boylarıyla ve Batı Anadolu ile sıkı temasları olduğu gibi, güneyde Ahlat Emirliği ve Cizre hükümdarlığı ile yakın ilişkileri vardı. 1223 Yılı yazında Divin hâkimi (Ahıskalı/Töreli ve Babırlı oymağından Gürcü/Şalva, ordusu ile gelip Sürmeli Kalesini kuşattı. Ahlat şahları birliğine bağlı olan Sürmeli  Emiri, Cizre (Diyarbekir-Musul) hükümdarı Melik-Eşref ile Mafarkın-Ahlat Emiri Şıhabeddin’in yardımıyla Sürmeli’yi tehlikeden kurtardı.[19]

            1124 Yılında İran ve Irak’ta hâkimiyetlerini kabul ettiren Harezmşah Celalattin, 1125 Yılında Aras’ı geçerek, Nahcivan üzerinden Sahat Çukuruna girdi. Koluuzunoğulları elindeki Divin’i alarak kendisine bağladı. O sırada Sürmeli’de 1131 yılından beri hüküm süren Aras Dilmaçlarından olan Sürmeli Emirleri, Şerafeddin ile yeğeni Husamaddin  Hızır idi. Harzemşah Celaleddin bunlarla ittifak etti. Bu dönemlerde Sürmeli Emirliği bölgede etkinliğini ve  hakimiyetini oldukça genişletti.

            Bu tarihlerde Osmanlı İmparatorluğunu kuracak olan Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu Kayılar Sürmeli/Iğdır ovasında mesken tuttular. Kayılar, bu bölgeye Harezmliler ile birlikte geldikleri de söylenmektedir.[20] Bugün Anadolu’da gezen Horzumlu Oymağı, Harezmlilerin bakiyesidir. Celaleddin Harezmşah , Çıngizlilerin karşısında uğradığı yenilgiyi bir türlü hazmedemiyordu. Anadolu’da güçlü bir devlet kurmak peşindeydi. Sürmeli Çukurunda hazırlandıktan sonra, Sürmeli Emirleri Şerafeddin ve Husameddin Hızır’ı alarak birlikte çalışmalar yapıyorlardı. Sürmeli Emiri Husameddin Hızır, Ahlat’ın muhasarasında yararlıklar göstermiş, daha Ahlat’ın muhasarası devam ederken, Erciş üzerine giderek burayı alarak ordunun erzak ihtiyacını buradan temin etmişti. Celaledidn Harezmşah, Sürmeli Emirliğini, Harezmşah emirlarinden Orhan’a verdi.[21]

            Çingizlilerin ortaya çıkmasıyla Türkistan’dan batıya doğru yeniden Türk göçleri başladı. Oğuzların boyu Kayılar da, eski oğuz yurdu olan Sürmeli/Iğdır Ovasına gelip yerleşmişlerdir. Bu dönemde Kayılar, Süleymanşah önderliğinde 50 bin çadırla geldikleri sanılmaktadır.

            Oruç Beğ, (Edirneli Oruç) hç899 (1493-1494) yılında bitirdiği “Oruç Tarihi” eserinde şöyle anlatıyor: Süleyman Şah’ın suda boğulmasından sonra üç oğlu kaldı. Birinin adı Sungur-Tekin, birinin adı Gündoğdu ve birinin adı da Ertuğrul idi. Bu üç kardeş Fırat Irmağından Pasin Ovası’na geldiler. Oradan göçüp Sürmeli Çukuru’na geldiler. Sungur Tekin ve Gündoğdu geri Acem Ülkesine döndüler. Ertuğrul Sürmeli’de kaldı. Gaza niyeti edip yerleşti. Üç oğlu oldu. Birinin adı Gündüz, birinin adı Sarunatı, birinin adı Osman Gazi idi. [22]

            Ünlü Tarihçilerden “Aşıkpaşaoğlu”; Ertuğrul Gazinin Pasinler Ovasından Sürmeliye geldiğini ve orada kaldıklarını, Sürmeli/Iğdır yaylasında yayladıklarını ve kışlada kışladıklarından bahseder.[23] Kayıların Sürmeli Çukuru’na gelip yerleştiklerini, Hoca Sadettin Efendi Tacü’t-Tevarih, Kültür Bakanlığı Yayını Ankara 1992 s. 26, Münecimbaşı Traihi Münecimbaşı Ahmet Dede, Tercüman 1001 Temel Eser C I s. 52 eserlerde de bahsedilir.

            Sürmeli/Iğdır Ovası ve Sahat Çukuru havalisi 1238-1256 Yılları arasında Çingizlilerin, 1256-1355 Yılları arasında İlhanlıların hakimiyetinde kalmış ve bu dönemde Türk yerleşimi oldukça güçlenmiştir.

İlhanlılar Döneminde Sürmeli/Iğdır: İlhanlı Hükümdarı Hülagü Han, büyük bir kuvvetle İran’a geldi. İran, Irak, Suriye, Doğu Anadolu ve Kafkasları içine alan bir devlet kurdu. Kışları Tebriz’de yazları Ağrı Dağı/Sürmeli Sancağı’nda yaptırdığı yazlık sarayında geçirdi. İslam Ansiklopedisinde Hülagü’nün yaptırdığı yazlık sarayı Serdarbulak yaylasında olduğu belirtilmiştir. “Serdarbulak Yaylası” Büyük ve Küçük Ağrı dağları arasında geniş bir düzlüktür. Su kaynakları, ormanlık alan, göl ve göletler bulunmaktadır.

İlhanlıların kurultayları bazen Ağrı/Aladağ’da (Arkuri/Yatan Ala-Tağ) yapılırdı. İlhanlılar bütün Anadolu ve İran’ı buradan idare ederlerdi. Argun Han’da yazları burada otururdu. 1291 Yılında ölümü üzerine yerine geçen Keykhatı (1291-1295) yine buralarda oturdu. [24]

            Karakoyunlu ve Timur Devrinde Sürmeli/Iğdır: Oğuz boylarından olan Karakoyunlular, İlhanlılar çağında, Doğu Anadolu ve Güney ç Azerbaycan’ın batı kesiminde bir siyasi teşekkül olarak ortaya çıkarlar. Karakoyunlu beyliğinin esasını koyan, toparlayan ve Karakoyunlu Türkmenlerinin en büyük kollarından olan “Baharlu Oymağı”nın beyi “Bayram Hoca” ve kardeşinin oğlu “Kara Mehmet”’tir. Bu oymak Türkmenleri Sürmeli/Iğdır’a gelip halen Baharlı Mahallesi olarak zikredilen semte yerleşmişler. Kuzey ve Güney Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak bölgelerine yayılmış olan Karakoyunlu Türkmenlerinin en öenemli yurtlarından biri Sürmeli/Iğdır Ovasıdır. Iğdır’ın Karakoyunlu İlçesi ve Tuzluca İlçesi’nin Karakoyun Köyü mevcuttur. Karakoyunlular döneminden gelen koç başlı mezar taşları Iğdır’ın hemen hemen bütün mezarlarında mevcuttur.

            Timur, ilk Yakındoğu seferi olan 1386 Yılı sonbaharı ordusuyla Tebriz’den yola çıkıp Nahçıvan yanından Aras’ı geçti. Sonra Sahat Çukuru (Revan Ovası) bölgesine gelip buraların merkezi “Gerni Hisarını” aldı. Emir Timur’un bölgeye yaptığı birinci seferden sonra, bölge kuzeyden Altınordu Devletinin işgaline maruz kaldı. 1392 Yılında Toktamış Han, buraları Altınordu ordusunda bulunan “Kırımlı Kıpçaklar’a” bıraktı. Bu Kıpçak Oymakları Ağrı Dağı eteklerindeki “Iğdır Korkanı/Iğdır Kalesi” ne yerleşerek burayı merkez yaptılar. Bu Kıpçaklar yöre halkına zulüm yapıyorlardı. 1394 Yılında Timur, ikinci seferinde yöre ahalisinden bu şikâyetleri dinlemiş ve bunların beği’ni idam ettirerek Iğdır Kalesi’nin kapılarını yıktırmış bir daha yapılmamasını emretmişti. Timur, Kıpçak Beğ’inin dul hatununa buraları dirlik olarak vermişti. Bu Hatun 1404 Yılında Orta Asya seferinde bulunan İspanyol elçilerini ağırlamıştı. [25]

            Emir Timur bu bölgeye çok önem veriyordu. 1396 Yılında oğlu Miranşah için Derbend ile Bakü’den Bağdat’a ve Hemadan’dan Anadolu’ya kadar vasi (geniş) bir devlet tesis etmişti. 1401 senesinde Emir Timur, şimdiki “Gavur Arkı” denilen “Barlas” kanalını açmıştı.

            İspanyol kralı tarafından elçi olarak Semerkand’a Timur nezdine gönderilen İspanyol Elçisi Clavijo, seyahatnamesinde, buralarla ilgili olarak şu bilgileri veriyor. “ 26 Mayıs 1404 Pazartesi günü bu Deliler (Delibaba) köyünden[26] hareket ederek Aras Nehri’ne ulaştık ve kıyısında mola verdik. Bu bütün havaliyi dolaşan muazzam bir nehirdir. O gün yolculuğumuz çukurlar ve tepeler arasında geçti. 27 Mayıs 1404 günü tekrar Aras (sağ) kıyısında ilerledik. Yol bozuk ve birçok yeri dimdik idi. Ertesi günü yine bu köyde kaldık. Burada dağın tepesinde kurulmuş bir kale vardı. Dağ, taş tuz kayalarla kaplıydı. Civar köylerden gelenler buralardan tuz alıp yemeklerinde kullanıyorlarmış. Şimdi Sörmari/Surmari/Sürmeli şehrini tarif edeceğim. Bize anlatıldığına göre Tufandan sonra kurulan ilk yer burasıdır.

            “Biz buraya 29 Mayıs 1404 Perşembe günü öğlen üzeri ulaştık. Sürmari büyük bir şehirdir. Ararat/Ağrı dağı buradan altı fersah (6X5685= 34.110 km) ötelere uzanıyor. Nuh’un Gemisi bu dağın üzerine konmuştu. Aras Nehri kenarında olan Surmari /Sürmeli, bir taraftan derin bir vadi ile çevrilmekte, diğer taraftan da sarp dağlar yükselmektedir. Bu bakımdan şehir son derece muhkem bir yerdedir. Kapısı üzerinde kuleleri olan bir kalesi vardır. Kalenin biri dış, biri iç olmak üzere iki kapısı vardın. Hakikatten bu Surmari şehri, tufandan sonra kurulan ilk şehirdir. Burayı kuranlar Nuh’un oğullarıdır.

            Şehirde yaşayanların anlattıklarına göre, bundan on sekiz sene evvel şehre hakim olan Toktamış Han (Altınordu Devleti Kıpçak Han’ı) burayı muhasara ederek, gece gündüz saldırmış. Muhasaranın an ikinci günü iki taraf anlaşmış. Anlaşmaya göre; Toktamış Han gidecek, kendisi ve askerleri şehre girmeyecek. Buna karşı şehir ona vergi ödeyecek. Ancak Toktamış Han Şehri yerle bir eder.

            Ertesi gün (29 Mayıs 1404 Cuma) Sürmari’den hareket ettik, Yolda kayalık üzerinde kurulmuş bir kaleye rastladık. Dul bir kadın kaleyi yönetiyordu. Timur’a vergi veriyordu.  Bu kalenin ismi Iğdır’dır. Ararat Dağı’nın ucunda olan bu kale Hz. Nuh tarafından yapılmış olan geminin tam durduğu yerdir. Iğdır Kalesi’nin sahibesi bize çok iyi misafirperverlik gösterdi.  O gece ağırladı ve bütün ihtiyaçlarımızı karşıladı.

            Akkoyunlular Devrinde Sürmeli/Iğdır: Sürmeli/Iğdır, 1469 Yılında Akkoyunlular’ın hakimiyetine girmiştir. Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, Karakoyunlu Hükümdarı Cihanşah’ı ve oğlu olan Hasan Ali Bey’i Sürmeli Çukuru’nda mağlup etmişti. Akkoyunlular 1469 Yılından sonra Sahat Çukuru ve Sürmeli Çukuru bölgelerini tamamen hâkimiyetlerinin altına aldı. Uzun Hasan’ın kışlak merkezlerinden biri de Sürmeli Çukuru idi. 

            Safeviler ve Osmanlı Devrinde Sürmeli/Iğdır: Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşında (1514) Şah İsmail’i yendikten sonra, bütün Doğu Anadolu ile birlikte Aras Havzası da Osmanlı İmparatorluğu yönetimine girmişti. Daha sonraları bu bölgeler tekrar Safevilerin hâkimiyetine girdi.

            Akkoyunlu Sultanı Göde Ahmet Iğdır Ovası’nda öldürülünce (1499) Akkoyulu devleti içinde büyük karışıklıklar başladı. Türkmenler bu boşluktan yararlanarak 13 yaşındaki İsmail’i Gılan’dan Erbil’e getirdiler. Daha sonra İsmail 1000 kişilik bir kuvvetle Sahat Çukuru ve Sürmeli Çukuruna gelip yerleştiler.[27]

            Yavuz Sultan Selim Şah İsmail’i yendikten sonra Aras Havzası, tekrar Osmanlıların yönetimine girdi. Osmanlılar 1774 Yılında Aralık, Iğdır, Sürmeli adlı nahiyeleri Revan Vilayetine bağlandı. Nadir Şah’ın Osmanlılardan IV. Murat zamanındaki sınırlar esas olmak üzere sulh talebiyle 1746 Yılında akdedilen anlaşma ile Erivan (Sahat Çukuru) İran’a devredilmişti. Nadır Şah’ın ölümünden sonra Azerbaycan’da kurulan birçok hanlıklarla birlikte Revan Hanlığı da istiklalini ilan etti.

Erivan /Revan Hanlığı 1826 Rusya-İran savaşına kadar Azerbaycan’ın bir eyaleti olarak kaldı. Hanlık 15 bölgeye ayrılmıştı: Kırkbulak, Zengibasar, Gernibasar, Vedibasar, Şerur, Sürmeli, Derekent Parçenis, Saatlı, Talin, Seyitli-Akhsalı, Serdarabad, Karpibasar, Abran, Dereçiçek ve Gökçe. Bölge yöneticisi Mirbölük Erivan Hanı tarafından tayin ediliyordu.

            Uzun bir dönem Rusların hâkimiyetinde kalan bu bölge 14 Kasım 1920 tarihinde düşman işgalinden kurtarıldı. Sürmeli/Iğdır Kars İline bağlı bir ilçe iken 1992 Yılında Iğdır İli olarak İl statüsüne erişti.

SONUÇ:

Sürmeli, Dede Korkut Destanlarında İç-Oğuz’un “padişahlık merkezi”, “kışlak yurdu” olan Tarihi Oğuz şehridir. Selçuklulardan beri, XIX. Yüzyılın sonlarına kadar, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevi ve Osmanlı devletlerine sancak merkezi olmuştur. 

İslam kaynaklarında “Sürmari Emiri” nden bahsediliyor. Sürmari/Sürmeli Emirliği İslam tarihi başlangıcı için de son derece ehemmiyetli ve tetkike değer mahiyette olup 1239 Yılında Çingizli fetihlerine değin ve Osmanlıları çıkaracak olan Kayı Oğuzlarını 1200’lü yıllarda “Sürmeli Çukuru” bölgesinde yerleşmiş oldukları görülür. Kars ve Sürmeli şehirlerindeki küçük emirliklerin 1125 yılından itibaren Anı’nın bir yıl süren kuşatılması ve kurtuluşu sırasında Emir Fadlun’a yardım eden Sökmenoğlu veya Dilmaçlardan gelen Türkmen Beyleri tarafından kurulmuştur. 1164 Yılında Sürmeli Hâkimi Emir İbrahim idi.

Sürmeli, Aras Havzası’nın en verimli kaynaklarına sahip bir ata yadigârıdır. Sürmeli’de Ağrı Dağı’ndaki kar ile ovada yetişen pamuk sıcak ve soğuğu yan yana getirmektedir.

Sahat Çukuru ve Sürmeli Çukuru’nu ortadan ayıran Aras’ın sularıyla yıkanan Sürmeli Ovası’nda; her köşeye sinen tarihi dokusu, dünü bugüne bağlayan köklü kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle insanı büyüler.



[1] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.1

[2] Neolitik Çağ: Tarih Öncesi Çağlardan biri, Cilalı Taş Devri veya Yeni Taş Çağı

[3] Günaltay Ş. Yakın Şark II. Anadolu

[4] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi. S. 4

[5] Togan Giriş I,s 469

[6] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.7

[7] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.7

[8] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s. 13

[9] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.15

[10] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.19

[11] Kırzıoğlu, Kars Tarihi s.145

[12] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.47

[13] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.48

[14] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.49

[15] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.54

[16] Kırzıoğlu Selçuklu Araştırmaları Dergisi 1970 Ankara s.116

[17] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.60

[18] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.60

[19] Turan Doğu Anadolu Türk Devleti Tarihi s.50

[20] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.65

[21] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.67

[22]  Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.67

[23] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.67

[24] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s.70

[25] Nihat Çetinkaya Iğdır Tarihi s. 75

[26] Kars/Sarıkamış İlçesine bağlı köy

[27] Sümer, Safevi Devleti s. 18

Üye Girişi