Türk Dili Bayramı

26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMI

 

Bir milleti tarih sahnesinden indirmek isteyen güçler, ilk önce o milletin dilini hedef alır.

Milletlerin, sonsuza dek varlıklarını sürdürebilmelerinin can damarı olan dilleri tahrip edilince, nesiller arasında milletin devamı için vazgeçilmez olan değerlerin nakli imkânsız hale gelir. Bir kuşak sonra, kültürel iletişim kesilir.  Milli kimlik yeni kuşaklara ulaştırılamaz. Sonra, o milletin bütünlüğü ve kültürünün tüm sembolleri tarihten silinip gider. Çünkü bir milletin varlığının temel unsuru; onun kültürü ve sesi olan dilidir.

Dil, bir kültürün canlı organizmalarını oluşturan varlığının, tek tek fertlerle ifadesidir. İnsan dilini terk edince, temsil ettiği kültür ve milli kimlik de tarih sahnesini terk eder.

Dil ve kültür alanında Atatürk'ün ilk büyük atılımı Yazı İnkılâbıdır. Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren tartışılmaya başlanan ve çeşitli denemelere rağmen bir türlü sonuç alınamayan yazı sorunu, Atatürk'ün kararlı ve isabetli uygulama­sıyla sonuca ulaşmıştır. Yazı İnkılâbı müjdesini verirken söyledikleri, yazının yanı sıra Türkçeye verdiği değeri göstermesi bakımından son derece önemlidir:

"Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenk-tar, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir."

 

Atatürk, dile bakışını ve dil konusunda yapılması gerekenleri Dil İnkılabı'ndan iki yıl önce, Sadri Maksudi Arsal'ın Türk Dili İçin adlı kitabına yazdığı sunuşta ifade etmiş­tir. Her satırı anlam yüklü bu sözler düşünülerek, üzerinde dikkatle durularak okunduğun­da Yüce Atatürk'ün dile verdiği önem ve Türkçe için yapılması gerekenler konusundaki düşüncesi açıkça görülür:

"Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin.

Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

1931 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kuruluşuna öncülük eden Atatürk, ça­lışmalar ilerledikçe tarih araştırmalarının yanı sıra, dil konusunun da ele alınması gereğini görmüştür.

Atatürk, Vilhelm Thomsen’in Inscriptions de l’Orkhon [Orhun Yazıtları] adlı eserini okumuş. Birçok kelimenin altını mavi kalemle, kırmızı kalemle çizmiş, bazı kelimeleri yeniden tercüme etmiş, bazen soru işareti koymuş. Kısacası Atatürk millî pınardan su içmiş, ecdadımız Köl Tigin’in, Bilge Kağan’ın metinlerini orijinalinden okumuş. Atatürk kökümüzü, geçmişimizi bildiği için batılıların yapmış olduğu yanlış tarih yorumları karşısında Türk Tarih Kurumu’nu kurdurmuştur.

"Millî şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz." diyerek dil ve tarih konusundaki duyarlılığını dile getiren ve başlangıçtan beri dil ko­nusuna önem veren Atatürk, Türkçe ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulması için 11 Temmuz 1932 akşamı talimat vermiştir.  Cemiyetin kurucularını ve yapacağı işleri belirlemiştir. 12 Temmuz 1932 günü de Çanakkale Milletvekili Samih Rifat'ın başkanlığındaki yönetim kurulu üyeleri gerekli belgeleri İçişleri Bakanlığına suna­rak o zamanki adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kuruluşunu gerçekleştirmişlerdir.

Cemiyetin kuruluşunun hemen ardından Atatürk, bir dil kurultayı toplanması tali­matını vermiştir. Dil Kurultayı'nın toplanacağı haberi bütün basın organlarında duyurul­muş, bilim adamlarının, yazarların, şairlerin, gazetecilerin, öğretmenlerin ve dile meraklı herkesin Kurultay'a katılabileceği, bunun için de kayıtlarını yaptırmaları gerektiği açık­lanmıştır. Bu haber ülkede büyük bir heyecan yaratmıştır. Yurdun dört bir köşesinden insanlar, Kurultay'a katılmak için başvuruda bulunmuşlardır.

Büyük Önder Atatürk, okunacak bildirilerin, yapılacak tartışmaların salonda kalmaması düşünce­siyle Kurultay'ın canlı olarak radyodan yayımlanmasını ister. İstanbul Radyosu ile Dolmabahçe Sarayı arasında kablo bağlantısı kurulur. Böylece bu salonda konuşulanlar, radyo aracılığıyla bütün Türkiye'ye duyurulacaktır. O dönemde herkesin evinde radyo olmadığı için şehir merkezlerine kurulan ses düzeni ile radyo yayını halka ulaştırılır.

Kurultay, 26 Eylül 1932 Pazartesi günü saat 14.00'te Türk Dili Tetkik Cemiyeti Başkanı Samih Rifat Beyin konuşmasıyla açılır. Başta Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet yönetimi tam kadro hâlinde Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda yerlerini almışlardır.

Dil uzmanlarının, Türkçe öğretmenlerinin yanı sıra Abdülhak Hâmit Tarhan, Samipaşazade Sezai, Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin, Ali Canip Yöntem, Fuat Köprülü, Hüseyin Cahit Yalçın, Celâl Sahir Erozan, Ruşen Eşref Ünaydın gibi Türk ede­biyatının tanınmış şair ve yazarları ile gazeteciler Kurultay'a bildiriler sunmuşlardır.

Şehirlerden uzakta yaşayanların Türkçenin en sade biçimini konuştuğu düşünüle­rek Kurultaya Adana ve Kütahya köylerinden kadınlı erkekli köylüler, Karakeçili aşiretin­den temsilciler de çağrılmıştır. Kurultay boyunca hem delegelerin hem basının hem de İstanbulluların ilgisi bu köylüler üzerinde olmuştur.

Birinci Türk Dili Kurultayı 5 Ekim 1932 gününe kadar sürmüştür. Geçen on gün­lük süre içerisinde sadece 30 Eylül Cuma günü toplantıya ara verilmiştir. Dokuz günlük oturumdan sonra Kurultay, 5 Ekim 1932 Çarşamba günü saat 18.00 sularında sona ermiş­tir.

Atatürk ve devlet erkânı dokuz gün süresince oturumları başından sonuna kadar iz­lemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Kazım Paşa ve Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip de bu süre içerisinde Kurultay'ın başkanlık divanı olarak görev yapmışlardır.

Kurultay'da dile getirilen konular ve alınan kararlar hemen uygulamaya konulmuş­tur. Halk ağzından sözler derlenerek, tarihî Türkçe metinler taranarak, çağdaş Türk lehçe­leri incelenerek Türkçe sözler yazı diline kazandırılmıştır. Atatürk'ün Dil İnkılâbı böyle­ce başlamıştır.

İkinci ve Üçüncü Türk Dil Kurultayları da Atatürk'ün öncülüğünde Dolmabahçe Sarayı'nda toplanmıştır. 24–31 Ağustos 1936 tarihleri arasında toplanan ve yabancı bilim adamlarının da katıldığı Üçüncü Türk Dil Kurultayı'nda işlenen Güneş-Dil Teorisi ile Dil İnkılâbı’na yeni bir evre başlamıştır. Türkçenin söz varlığına girmiş, yaygınlaşmış, an­lamını herkesin bildiği sözler, Türkçe kabul edilmiştir.

 

Karamanoğullarının üçüncü hükümdarı Karamanoğlu Mehmet Bey, millet olarak yaşamanın ilk şartı olarak, dil birliğinin sağlanması gerektiğine inanıyordu. Kendi dilini ve kültürünü hor görüp başka kültürlere özenenlere karşıydı. 1277 yılında yayınladığı fermanla Türkçe den başka bir dil konuşulmasını yasaklamıştı.

 

Öncü lider Mehmet Bey'in yaktığı bu ateş, dünyanın en uzun ömürlü imparatorluğunu kuran Osmanlı'da, güzel dil Türkçenin devlet dili olmasına zemin hazırlamıştır.

Böylece Fuzûli'nin, "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim! . . Sen Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa'nın nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım." Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.

 

Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi istila şekline dönüştü.

Kelimelerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getiriyordu: air-conditioner, disket, faks, kamera, kompakt disk, monitör, printer, radyo, televizyon, tubeless, video, walkman… Dilimizin tabii gelişmesi içerisinde bu aletlerin çok az bir kısmına karşılık bulunabilmişti: buzdolabı, bilgisayar, derin dondurucu. Buna karşılık yabancı kaynaklı kelimelerin dilimize girişi her geçen gün biraz daha artıyordu. Yeni bulunan ve üretilen aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları, kullanıcıları ile ilgili kelimeler de dilimize girmeye başladı, hatta bu kelimelerden fiiller türetildi: air-conditoned araba, kaset,  diskjokey (kısaltılmış şekli) İngilizce söylendi dicey, videojokey (vj, vicey), fakslamak, hardware, software, zapping, zaplamak, zoomlamak...

 

Dilimizin yozlaşması ile ilgili yapılaşmayı Yusuf YANÇ Arıyorum isimli şiirinde çok güzel bir şekilde dile getiriyor.

 

ARIYORUM

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı;

'Bu günden sonra, divanda, dergahta, bargahta, mecliste,

meydanda Türkçe'den başka dil konuşulmaya' diye,

Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,

Çarşıyı, pazarı, köyü, şehiri,

Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,

Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,

Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet,

Mağazanın süper, hiper, gros market,

Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?

İlan tahtasının bilboard, sayı tabelasının skorboard,

Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,

Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,

Beldelerin girişinde welcome,

Çıkışında goodbye okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın body guard,

Sanat ve meslek pirlerinin duayen,

İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?

Sekinin, alanın platform, merkezin center,

Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,

Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?

İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria,

Sergi yerlerimizi center room, show room,

Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast food,

Yemek çeşitlerimizin menü,

Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,

Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,

Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,

Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı okey diye konuşanınız var mı?

Çarpıcı, önemli haberler flash haber,

Yaşa, varol sevinçleri oley oley,

Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?

Vırvırık dağının tepesindeki köyde,

Cafe shop levhasının altında,

Acının da acısı kahve içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,

Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,

Özün el diline özendiğine içiniz yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,

Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı...

Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

 

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla İstanbul’da Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayının açılış günü olan 26 Eylül, Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Türk Dil Bayramının yıldönümü kutlamalarının hayırlara vesile olmasını diliyorum.

 

Kaynakça: Prof.Dr. Şükrü Halûk Akalın  Karamanoğlu Mehmet Bey'in Fermanından  720 Yıl Sonra Türkçe turkoloji.cu.edu.tr/

http://hakanozturk.blogcu.com/

Üye Girişi