Nevruz Bayramı

IĞDIR DA NEVRUZ BAYRAMI:

 

 

Yüzyıllardır Türk topluluklarının ortak olarak kutladıkları bir bayram olan Nevruz Bayramı, sosyal hayatın tabiatın akışıyla ahenk içerisinde yürümesini sağlamaya yönelik derin bir varlık felsefesi ürünüdür.

 

Bu felsefenin ayırıcı özelliği, varlıktaki uyuma, birliğe ve kaynaşmaya atfettiği önemdir. Bunun toplum hayatındaki tezahürü ise farklılıklardan ziyade benzerliklere, ortak unsurlar üzerinde güçlü bir beraberliğe imkân sağlamasıdır.

Nevruz'un sadece Türk toplulukları arasında değil, Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu'da da çok yaygın olarak paylaşılan geleneksel bir bayram haline gelmiş olması, bu beraberliğin tarih içerisinde gerçekleşmiş olduğunun bir kanıtıdır.

 

Bu aynı zamanda kültürün evrenselleşmesinin de en güzel örneklerinden biridir. Farklı toplumlar bugün bu aynı gelenek etrafında şekillenen, şiirden musikiye, folklardan tarım ve zanaata, zengin bir kültürel mirası paylaşabilmektedirler.

Milletimizin böyle bir zenginliğe vesile oluşturan bir felsefeyi benimsemiş ve yaygınlaşmasını sağlamış olması gurur duyulacak bir başarıdır.

 

Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün gerçekleştirdiği Türk inkılâbını iki cümle ile özetlemek gerekirse bunu, yine O'nun iki güzel vecizesi ile yapmak mümkündür. Bildiğiniz gibi O, bir taraftan "bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avdır" derken, Diğer taraftan da "medeniyet öyle bir ateştir ki, ona bigane kalanları yakar, mahveder" diyordu.

 

Yani, Türk halkı kendi benliğine, kendisini millet yapan kültür değerlerine sahip çıkacak; dilinden, tarihinden, kültürel değerlerinden kopmadan, çağdaş medeniyetin bütün gereklerini bilen, anlayan; bilimi, tekniği, teknolojiyi kavrayan, çağın medeni değerlerine göre yaşayabilen bir millet olacaktı.

 

Büyük Önder Atatürk; 10. Yıl Nutku'nda ifade ettiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temeline bir milli harç olarak "Yüksek Türk Kültürü"nü koyarken de, aynı konuşmasında, "milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız" derken de, vurgulayarak üzerinde durduğu iki temel konu vardı. "Milli Kültür" ve " Çağdaş Medeniyet". Çünkü Atatürk, ortak kültürün, millet olma açısından ne kadar hayati bir unsur olduğunu çok erken idrak etmiş nadir İnsanlardandı.

 

Artık, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş bir alanda Türk dilini konuşan, Türk soyundan gelen, sayıları 250 milyonun üstünde büyük bir Türk Dünyasının varlığı inkâr edilemeyecek bir vakıadır. Bu varlık, “Divan-ü lügat-it Türk’e göre 21 boydan ibarettir. Ancak, bu 21 boyun hepsi, bu büyük, ulu çınarın birer dalıdır. Bunların hepsi aynı kökten, aynı ağaçtan güç ve kudret almaktadır.

 

Ve böylece 11 milyon kilometre kare, Avrupa’nın iki misli coğrafyada, kimsenin zorlamasıyla değil, tarihin koyduğu şartlarla “biz aynı kökten geliyoruz” diyen, “biz dildaşız” diyen, “biz dindaşız” diyen, “biz soydaşız” diyen, bizim ninnilerimiz bir, destanlarımız bir, ananelerimiz, göreneklerimiz bir” diyen, “efsanelerimiz bir” diyen 250 milyon insan meydana çıkmıştır.

Her milletin kendine özgü bir kültürü, milli bir ruhu ve bunların bağlandığı biz öz kökü vardır.

Azerbaycanlı şair Vahapzade bunu çok güzel açıklıyor.

“Ağaçlar

Kök üstünde boy atır

Ucalır.

Ağaçlar,

Kökünden güç alır.

Dünyada her şeyin kökü var.

Kökü var,

Toprağın, daşın da...

Adam’sa kökünü

Gezdirir başında. 

 Nevruz, Türkler tarafından diğer fonksiyonlarının yanında bir kurtuluş günü olarak algılanır yani; Ergenekon’dan çıkış günü olarak idrak edilir ve Ergenekon Efsaneleriyle bağlantılı olarak değerlendirilir.

 

İşte Ergenekon’dan ayrılış tarihi, yeni yılın da başlangıç tarihi olarak kabul edilerek, daha sonraki Göktürk Hakanları her yıl bu tarihte kızdırdıkları demiri örs ve çekiçle döverek, o günü simgeleştirirler. Bu tarih Türkler için bir kurtuluş günü olarak kabul edilir ve doğadaki dirilişle özdeşleştirilir.

 

Bugün gece ile gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Rumi 9 Mart gününe rastlamaktadır.

Nevruz, bir başka söyleyişle Yenigün tabiatın kıştan kurtuluşunun bolluk ve berekete kavuşmanın simgesi olma yanında, toplumların yaşamlarındaki hareketliliklerin, başlangıçların ve dönüm noktalarının da ifade edildiği bir gün olarak kabul edilir.

 

Oğuz Han’ın 24 torunundan 21'cisi olan Iğdır Bey'den ismini alan Iğdır ilimizde Nevruz bayramı, yüzyıllardan beri bütün canlılığı ve görkemliliğiyle aileler arasında kutlanmaktadır. Bayram hazırlıkları çok önceden başlamakta, tabiatın canlanışı ile manevî diriliş birlikte anılmaktadır.

 

Iğdır’da kış ayı üç döneme ayrılır. Büyük Çile, Küçük Çile ve Nevruz olarak adlandırılır.

 

Büyük Çile, gecenin en uzun olduğu 21 Aralıktan sonra gelen 40 günlük süredir.

Küçük Çile, Büyük Çilenin bitiminden sonra gelen 20 günlük süredir.

Küçük Çilenin bitiminden sonra Nevruz ayı başlar.

 

Iğdır'da Mart ayının başlaması ve havaların ısınmasıyla birlikte bayram hazırlıkları da başlar. Ev ve çevre temizliği yapılır

Yine bayram hazırlıklarına esas olmak üzere yumurta boyama geleneğinin ayrı bir yeri vardır. Kırmızıya boyanan yumurtalar tokuşturulur.

Iğdır yöresinde, baharın gelişi birtakım değişik oyunlarla da ifa edilir. Bunların içinde "Kosa kosâ” ve keçi oyunu dikkate değerdir.

Kosa oyununun ana teması şudur: Kosa, kış mevsimini temsil etmektedir Keçi ise bahar mevsimini. Kosa'nın ölmesiyle kış mevsimi sona ermekte, keçinin galibiyetiyle de baharın gelişi müjdelenmektedir.

 

Nevruz bayramının idrakinden önce "Kabir üstü" veya "Ölü bayramı" diye adlandırılan güzel bir gelenek de vardır. Bayramdan bir önceki haftanın Salı ve Perşembe günleri, yöre sakinleri, mezarlıklara giderek, ölülerini fatihalarla yâd ederler. Mezarlıklarda Kur'an okunduğu gibi, eski tahrip olan mezarlar tamir ettirilir. Yeni ölenlere de mezarlar yaptırılır.

 

Bayram gelenekleri çerçevesinde, Iğdır'da, “Baca baca” denilen bahçe ve sokaklarda ateş yakılarak üstünden üç defa atlama geleneği de vardır. Yakılan ateşte Özellikle bayramdan önceki son çarşambada, bu gelenek daha canlı bir şekilde icra edilir.

"Ağırlığım, uğurluğum odlara" denilerek bu merasimin gereği yerine getirilmiş olur.

            Ateş yakma geleneğinde özellikle bahar temizliği yapıldığında çevreden toplanan çalı-çırpı kırıntılarının yakılmasına özen gösterilir.

 

Yine yeni yılın son çarşambasında, bayram kutlamaları çerçevesinde "Yeddi levin” adı verileri yedi çeşit meyve ve çerez alınarak aile bireyleri ve akrabalar arasında pay edilir. O anda evde bulunmayan aile bireyinin payı ayrıca muhafaza edilir.

 

Nevruz bayramı kutlama âdetlerinden birisi de bayramdan bir gün önce "kulak asmak" veya "kapı pusmak"dır. Komşu veya akrabalar, gerçekleşmesini arzu ettiği bir niyet tutarak, dinlemek istediği ev sakinlerinin haberi olmadan, gizlice dinlemeye başlar.

 

Duyulan ilk kelime veya cümle tutulan niyetin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği için bir ölçü kabul edilir. Bunun içindir ki Nevruz günlerinde kötü söz söylenmemeye özen gösterilir.

 

Iğdır’da Nevruz kutlamalarının birisi de genç kızlar bir araya gelerek “suya iğne salmak” ve “suya yüzük atma” oyunu oynamalarıdır.

 

 Ayrıca bayramdan bir gün önce gerçekleştirilen "mendil atma, desmal atma veya şal atma" diye isimlendirilen bir gelenek de vardır. Kapı kapı dolaşanlar ellerinde getirdikleri mendilleri ve şallarını açık kapıdan, pencereden içeri atarlar. Ev sahibi, evin içine atılan mendili alarak, içine bir hediye koyarak iade eder.

 

            Iğdır’da Nevruz Bayramı etkinlikleri içerinde:

Küs olanlar barıştırılır, Fakir ve yoksullara yardım edilir ve giydirilir. Hasta ziyaretlerine gidilir. Nevruzda küfürlü konuşmalar yapılmaz, Nevruzda eşe, dosta şefkat gösterilir. Nevruzda kavga edilmez. Nevruz günü başkaları hakkında konuşulmaz. Nevruz günü düşmanlıklar sona erdirilir.

            Kısacası Nevruzda güzellikten yana ne varsa yapılır.

 

 

 

 

            Iğdır halkının çok büyük bir sevinç ve sabırsızlıkla beklediği ve kutladığı bayramlardan biri de Nevruz Bayramıdır. Nevruzda her şeyin yeniden doğduğuna inanılır. Nevruz tabiatın uyanışı ve İlkbaharın gelişinin habercisidir. Kar çiçeği bu haberi ilk olarak halka müjdeler.

            Nevruz kutlamalarının başlangıcı 21 Mart gece ile gündüzün eşit olduğu ve zaman hesaplamasında bir başlangıç olduğu gündür.

           

Iğdır’da Nevruz kutlamalarında şu etkinlikler yapılır:

1-Evler yeniden temizlenir, boya-badana yapılır, bahçeler temizlenir, halı ve kilimler yıkanır.

2-Aile fertlerine imkânlar ölçüsünde bayramlıklar alınır ve giydirilir.

3–21 Mart’tan iki hafta önce semeni ekilir ve yetiştirilir.

4-Yeddi-Levin denilen en az yeddi çeşitten oluşan çerez ve meyve alınır.

5-Fakir ve yoksullara yardım edilir ve giydirilir.

6-Küs olanlar barıştırılır.

7-Hasta ziyaretlerine gidilir.

8-Baca baca yapılır.( Ateş yakılıp üzerinden atlanılır.)

9-Kapılarda kulak asılır.

10-Yumurtalar kırmızıya boyanır ve tokuşturulur.

11-Bacalardan şal sallanır. (Kapılara şal atılır)

12-Çeşitli eğlenceler düzenlenilir.

13-Kabir üstüne çıkılır.

13-Nevruzda Nişanlı kıza nevruz hediyesi götürülür.

14-Nevruzda küfür edilmez

15-Nevruzda eşe, dosta şefkat gösterilir.

16-Nevruzda tatlı dağıtılır.

17-Nevruz günü başkası hakkında konuşulmaz.

18-Nevruz günü kavga edilmez.

19-Nevruzda korkak insanların gizlice üzerlerine su dökerler.

20-Nevruz günü düşmanlıklar sona erdirilir.

 

Nevruz bayramı yıllarca aileler arasında coşkulu bir şekilde kutlanırken, 1995 yılından itibaren Iğdır’da uluslar arası olarak resmi tören niteliğinde kutlanmaya başlandı.

 

Ahir Çerşembe:

 

            21 Marttan önceki salıyı çarşambaya bağlayan geceye ahır “Ahir Çerşembe” yılın ahir tek günü denilir. Bu gecede evlerin bahçelerinde köy ve mahalle meydanlarında öbek öbek ateşler yakılır. Bahçelerin temizliği için toplanan çöp ve kuru otlar yakılıp ateşe verilir.

 

Yeddi Levin:

 

            Yeddi-Levin yeddi çeşit demektir. Nevruz Bayramının en önemli etkinliklerinden biridir. Yeddi-Levin en az yedi çeşit meyve veya çerezi bir araya getirip karıştırmaktır. Aile reisi maddi durumu ölçüsünde çerez ve meyveleri alır. Akşam yemekten sonra büyükçe bir sofraya konulur, karıştırılır ve pay edilir. Çerezlerin içinde ceviz, fındık, fıstık, kuru üzüm, incir, akide şekerler ve lokum çeşitleri muhakkak bulunur. Aile fertleri arasında paylar ayrılırken ailenin gurbette ve askerlikte olanları için hatta hamile olanların bebekleri için de ayrılır. Ailenin bireyleri bayram dolayısı ile anne-baba evinde toplanır ve paylarını alırlar. Ancak, uzakta olanların payları saklanır. Ne zaman gelirlerse o zaman kendilerine sunulur.

 

Kulak Asmak/Gapı Pusmak/Niyet Tutmak:

 

            Yeddi Levin gecesi aynı zamanda kapıların dinlendiği gecedir. Buna halk arasında “gapı pusmak” veya “kulak asmak” denilir. Bu iş yapılırken bir niyet tutulur ve yakın komşuların evi gizlice dinlenilir. Evde konuşulanlar eğer olumlu sözler ise tuttukları niyetlerinin yerine geleceğine inanılır. Yeddi-Levin yapıldığı akşamlar özellikle çok olumlu sözler ve güzel konuşmalar yapılamasına dikkat edilir.

 

Subaşı Etkinlikleri:

 

1-Suya İğne Salmak: Genellikle aynı yaşta olan genç kızlar bir araya gelerek solu dolu bir leğenin içine deliklerine pamuk geçirilmiş iki dikiş iğnesi bırakılır, su karıştırılarak dalgalandırılır. Ayrı köşelere bırakılmış iğneler birbirlerine yanaşırsa tutulan niyette evlilik olacaktır anlamına gelir. Bu durum oraya toplanan bütün kızlar için ayrı ayrı niyet tutularak yapılır.

            2-Suya Yüzük Salmak: Su dolu olan kap içine kime ait oldukları belli olan yüzükler atılır. Bu yüzükler görevlendirilen biri tarafından sudan çıkarılırken bir taraftan da maniler okunur. Her maninin kendisine özgü bir manası mevcuttur. Sudan çıkarılan yüzük sahibini temsil eder. O anda okunan mani de o kişiye ait sırları ele vereceğinden yapılan etkinlik daha çekici, zevkli ve eğlenceli bir ortam meydana getirir.

 

Bacadan Şal Sallamak/Kapıya Mendil Atmak:

 

            Eskiden köy evlerinin üzerlerinde bir baca bulunurdu. Bu baca evin havalanmasına yardımcı olmak için yapılırdı. Fakat bu bacanın gelenekte ayrı bir yeri ve görevi şal sarkıtılan yer olmasıdır. Çarşamba gecesinden sonra komşulardan bazıları gizlice evin damına çıkar ve görünmeden renkli şalını bacadan içeriye sarkıtırdı. Bunun anlamı bayramlığımı istiyorumdur. Ev sahibinin şalın kime ait olduğuna bakmazsızın içine bayramlık koyar ve şalı bağlayıp sahibine iade ederdi. Yakın komşular bazen şalların kime ait olduklarını bildikleri için verilecek bayramlıklara daha çok özen gösterilirdi. Şalın ucuna bağlanan hediyeler yeddi-Levin yanında önceden evin genç kızları tarafından hazırlanan güllü çoraplar, kenarı işlenmiş ipek mendiller ve kırmızı yumurtalardır.  Bu gelenek şimdi şu şekilde sürdürülür. Kapların önüne mendil atılıp kapı vurulur veya zile basılır. Ancak kapı açıldığında sadece kapının önünde mendil gözükür. Çünkü mendili bırakan gizlenmektedir.

 

Baca Baca:

            Bu akşam her yerde ateş yakılır ve yakılan ateşin üzerinden yaşlı, çoluk-çocuk herkes atlar. Yakılan ateşin alevleri arasından gençler atlarken de maharetlerini sergilerler. Alevlerin arasından atlanırken yine niyetler tutulur. Bu atlamayla hastalıkların kaybolacağına, dertten beladan temizleneceğine inanılır.  Ateş üzerinden atlanırken şu mani söylenilir.

            Ağrım uğrum tökülsün,

            Oda tüşüp kül olsun,

            Yansın alev saçılsın,

            Menim bahtım açılsın.

 

Semeni Yetiştirmek:

 

Semeni al meni

Her yazda sen yada

Sal meni…

İlde göyerderem seni,

Semeni, sazana gelmişem,

Uzana uzana gelmişem.

 

            Yöre halkının geçmişten gelen bir geleneği de semeni yetiştirmektir. Ağpirçeylerin[1] dediklerine göre yaz arzusu, bereket nişanesi yetiştirilen semenidir. “Çölün şahta, boranına”, “toprağın kış uykusuna”, “insanın yaz arzusuna” karşılık olarak sinilerde semeni göyertilir[2]. Nevruza üç hafta kala semeni hazırlanır. Semeni yeşil yeşil göğerdikçe insanların da niyet ve arzuları gerçekleşir.

            Semeni yetiştikten sonra kızlar bir araya gelerek suyunu çıkarır, ezer ve helvası pişirilir. Bu işi eğlence ortamında yaparlar, söyleyip oynarlar. Semeni ocakta pişerken kızlarda kendi aralarında eğlenirler.

            Kızlar kendi aralarında birbirileri ile şakalaşırlar. Birisi diğerine:

—A Gülüsüm, de görek ne deyirsen? Arvatlanma?

Gülüsüm de kızlara bir tapmaca (bulmaca) sorur.

 —Bahın gızlar tapana bir nemer verecem.

Bir gün bir bölük gaz uçup gedirmiş. Yaralı gaz çığırıp deyir, ey yüz gaz mene de “kömek eyleyin”[3]. Gazlardan birisi gayıdıp[4] yaralı gazdan soruşur.

—Sen hardan bilirsen ki biz yüz gazıg. Bir biz, bir bizim yarımız, bir de sen goşulsan olarıg yüz gaz.

—He gızlar deyin görüm uçup giden gazlar neçedir?

Kızların her birinden bir cevap gelir. Birbirlerine karışırlar. Gülüşüp eğlenmeye başlarlar. “Peri Nene” duruma el atar.

—A gızlar, a başınıza dönüm, yahşı budur gulah asın, size ağılnan behtin nağılını danışım. Araya sukut girer. Herkes başlar dinlemeye. Nağıllar anlatılır. Horuz bannamaya kadar sürüp gider.

Gece şenlik devam eder.

 

Kabirüstü Ziyaretleri:

 

            Yörede 21 Nevruz Bayramı haftasında köylerde Tek (Salı) günü, şehir merkezinde Cüme Akşamı (Perşembe) günü kabir üstüne çıkılır. Kabir ziyaretlerine topluca gidilir. Mezarlar onarılır. Kuran-ı Kerim’den ayetler okutulur. Çeşitli ihsanlar verilir.

 

Nevruz Nevruz al nevruz,

Nevruz nevruz gül nevruz,

Nevruz nevruz hoş geldin,

Dolu geldin hoş geldin,

Kuru geldin, yaş geldin

Nevruz nevruz hoş geldin.

 

            Iğdır Yöresinde kış, üç döneme ayrılır. Bunlar Büyük Çile, Küçük Çile ve Nevruz olarak adlanılır.

a)    Büyük Çile: Gecenin en uzun olduğu 21 Aralıktan sonra gelen 40 güne “Büyük Çile” denir. Takvim bilgisi bakımından 21 Aralık–30 Ocak günleri “Erbain” olarak adlandırılır.

Böyük çile,

 Boyu ir bele,

Geldi ele,

Güle güle

Getdi güle güle.

Ağ gülkünü de

Gösterdi,

Al dilini de,

Gösterdi.

Ne nenemi dağlatdı,

Ne de bir uşağı ağlatdı,

Tay goydum karvanına,

Taylı olsun,

Pay goydum hurcununa,

Paylı olsun.

Ne ağrı verdi ele,

Ne acı söz aldı dile,

Ötdü bele-bele,

Getdi güle güle.

 

b)    Küçük Çile: Büyük Çilenin bitiminden sonra gelen 20 güne “Küçük Çile” denir. Genelde 30 Ocaktan baharın başlangıcı 22 Marta kadar olan süre “Hamsin” olarak bilinir.

Küçük çile,

Boyu bir bele,

Hikkesi ir bele.

Gelişi oldu,

Hayınan,

Gedişi oldu,

Vayınan.

Elinde gırmanç,

Eli-günü yandırdı.

Nece günahsız

Gara bağladı.

 

c)    Nevruz Ayı: Küçük Çilenin bitimi itibarıyla Nevruz Ayı başlar. Küçük Çilenin son günü “Hıdır Nebi” dir.

Honçalı nevruz gelir,

Gonçalı nevruz gelir,

Sürme çekin gaşına,

Noğul[5] sepin başına,

Tongaları[6] odlayın,

Tüfenkleri hodlayın[7],

Honçalı nevruz gelir,

Gonçalı nevruz gelir.     

 

 

Kar Çiçeği:

 

            Baharın geldiğini ilk olarak kar çiçeği haber verir.  Kar çiçeğini önce çobanlar görür. Kıştan “bezara gelmiş”[8] çoban yamaçta kar çiçeğini görünce baharın geldiğini anlar ve sevinerek çomağını taşlara vurur. Kar çiçeği baharın etkisiz güneşini görünce erimeye yüz tutmuş karların arasından güney kısımlarda yeşerir. Kısa bir yaşamı olan kar çiçeğinin birkaç günlük ömrü vardır.

Açdı çiçek,

Geldi yaz,

Eyledi dağlar avaz.

Gar üzeri

Sem oldu,

Her taraf

 

 

Boz Ay:

 

            Rivayete göre geçmiş zamanlarda aylar yokmuş. Bu nedenle yılın günleri birbirine karışırmış. Yılın günlerini aylara ayırmışlar. Aylara 32 gün düşer, ancak “Boz Aya” a 14 gün düşmüş. Boz Ay bu duruma küser. Diğer aylar Boz Ayı küstürmemek için kendilerinden birkaç gün Boz Aya verirler. Boz Ay 28 gün olur. Yılın her ayından gün aldığı için Boz Ayın her günü bir başka havada geçer. Bir gün güneşli, bir gün yağmurlu, bir gün bulutlu... Güneşli bir günde uyanan, çiçek açan ağaçları başka bir günde oluşan zamansız soğuklar sonucunda meyvesiz bırakır. Ekinleri “şahta vurur”[9].

            Yöre insanları Boz Aydan etkilenmemek için haftanın çerşenbe (Çarşamba) günlerinde Boz Ayı hoşlukla göndermek için gülüp, eğlenirler.  İnanışa göre “ahır çerşenbe” günü sular tazelenir. Bu nedenle “güzeller senek[10]  alıp bulag (pınar) başına gider orada türkü söyleyip, oyun oynayıp eğlenirler.”

Çerşenbe gününde çeşme başında,

Gözüm bir alagöz hanıma düşdü.

Atdı müjgan ohun geçdi sinemden,

Naz-ı gemzeleri zanıma düşdü.

            Ahır çerşenbe günü yine ateşler yakılır ve “ağırlığım, uğurluğum tökülsün” denilerek üstünden atlanır. Yılın ağırlığı, acısı, uğursuzluğu “adamın yahasından el çekip” oda düşerek yanar. Ve insanlar her türlü olumsuzluktan temizlendiklerine inanırlar.

            Bazı kesimlerde “Ahır çerşenbe günü” üzerlik yakılır.

            Ahır çerşenbe günü yeddi levinden pay ayırarak fakir kimselere verildiğinde bir pay on pay olacağına inanılır.

 

KOSA KOSA

            Nevruz bayramında yapılan en güzel oyunlardan biridir. Gençler ve özellikle çocuklar tarafından çok sevilir. Kosa oyununda kosa olacak kişiye ceketi ters giydirilir veya varsa bir kürk ters giydirilir. Başına deriden bir papak geçirilir. Yüzü-gözü unlanır. Boynuna zingorov (çan) takılır. Göbekli olsun diye karnına elbisesinin atından yastık bağlanır. Eline bir çömçe[11]  verilir. Kapı kapı gezdirilir, çoluk-çocukları eğlendirir ve pay toplarlar. Kosanı gezdirenler maniler söylerler.

Ay kosa-kosa gelsene,

Gelip selam versene,

Çömçeni doldursan,

Kosanı yola salsana.

 

Ay uyruğu uyruğu,

Saggalı it guyruğu,

Kosam bir oyun eyler,

Guzunu goyun eyler,

Yığar bayram honçası,

Her yerde düyün eyler.

 

Nevruz nevruz bahara,

Güller güller nubara,

Bahçamızda gül olsun,

Gül olsun, bülbül olsun,

Bal olmasın, yağ olsun,

Evdekiler sağ olsun,

Hanım dursun ayağa,

Kosaya pay versin,

Kosaya pay versin ağa.

 

Mani bitince “kosa öldü” deyip yere yıkılır. Kosaya yine sorular sorulur.

—Kosa hardan gelirsen?

—İydir’den.

—Ne getiripsen?

—Alma.

—Almanı neyledin?

—Satdım.

—Parasını neyledin?

—Arvad aldım.

—Arvadı neyledin?

—Vurdum öldü.

 

Etrafındakiler yine mani okurlar.

Başın sağ olsun Kosa,

Erşin uzun, bez kısa,

Kefensiz ölmez Kosa.

 

Bu olaylardan sonra kosa payını almak için maniler okunur.

Bazarda hesir ay ev sahabı,

Göyde yel esir ay ev sahabı,

Kosam telesir[12] ay ev sahabı

 

Kosanı tez yola sal,

Onun üreyini al,

Goy desin salamat gal!

 

Ay kosa kosa gelmirsen,

Gelmirsen meydana sen,

Almayınca payını,

Çekilme bir yana sen,

Beş yumurta payındı,

Olmaya almayasan,

Menim kosam oynayır,

Gör nece dilgildeyir,

Ona gulag asanın,

Gulağı cingilleyir.

Menim kosam canlıdı,

Golları mercanlıddı,

Gosama el vurmayın,

Kosam iki canlıdı.

Golları mercanlıdı.

Emiri börk başında,

Gelem oynar gaşında,

Yüz elli beş yaşında,

Lap, lap cavandı[13] kosam.

 

            Bazen de iki kişi kosa olur. Karınlarına yastık bağlarlar. Ellerine de birer deynek alırlar. Keçi kıyafetine bürünmüş bir adam ortaya çıkar. Keçinin yanında da sahibi vardır. Kosalarda birisorar:

—Gardaş bu keçini satırsan mı?

—Heye[14], satıram.

—Kaça verirsen?

—Yayda lopuğa, kışda topuğa.

—Yahşı, razıyıg, yayda gelip lopuğunu alırsan, gışda da topuğunu.

Keçiyi alan kosalar birbirlerinie düşerler. Kosalardan biri söyler;

—Keçi menimdi.

Öbürü söyler,

—Yoh menimdi.

Kosalar birbirine düşer. Ellerindeki ağaçlarla karınlarına denk gelecek şekilde vurmaya başlarlar. Darbeyi alan kosa yere yıkılır ve vay garnım der. Bu arada keçi kaybolur. Kosalar keçinin kaybolduğunu görünce oturup ağlamağa başlarlar.

 

                                                                              Ziya Zakir ACAR(Iğdır ve Çevresinde Nevruz)



[1] Yaşlı kadınların

[2] Yeşertilir.

[3] Yardım edin

[4] Geri dönüp

[5] Akide şekerleme

[6] Ateş

[7] ateş edin

[8] Usanmış

[9] Kurutur.

[10] Testi

[11] Büyükçe yemek kepçesi

[12] acale ediyor

[13] Genç

[14] Evet

Üye Girişi