Kaybedilen Bilinç

KAYBEDİLEN BİLİNÇ

 

Biliyoruz ki, her milletin genel insanlık kültürünün oluşmasında katkısı vardır. Bu konu birçok tarihi kaynaklarda yazılmıştır. Ayrıca her insanın bildiği genel bir gerçek daha vardır. Ermenilerin de kendi mitolojisi, efsaneleri, masalları ve uydurmalarından dolayı dünya hakları arasında ayrıcalıklı bir yeri olmasını sanmalarıdır.

Ermeni dili ve edebiyatı yarışmasında öğrencilerden birinin, "Batı topraklarımızı Ağrı Dağı'yla birlikte geri alabilecek miyiz" sorusuna cevap veren Sarkisyan, "Bu sizin neslinize bağlı. Mesela benim nesil üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi. 90'lı yıllarda vatanımızın parçası Artsah'ı (Karabağ bölgesini) düşmanın elinden kurtardık. Her neslin bir görevi vardır. Siz de ileride bizim gibi görevinizi yerine getirip getirmeyeceğiniz birlik ve beraberliğinize bağlıdır. Biz Ermeni ulusu her zaman Anka kuşu gibi küllerden dirilmeyi başarmışızdır. Ama şunu da söylemem gerek. Günümüz dünyasında ülkelerin itibarı yüzölçümüyle ölçülmüyor. Ermenistan modern, güvenli ve ekonomide başarılı ülke olursa itibarı da o denli yüksek olacaktır" şeklinde konuşmuştu.

Tarihi gerçeklerden haberdar olanlar Ermenilerin hayaller içinde yaşadığını çok iyi bilmektedirler. Ancak hayalde olsa belirli bir rota izlemeyi gençlerine öğretiyorlar. Ermeniler hayalle, uydurmalarla tarih yazmaya çalışırken peki biz ne yapıyoruz? Kaç gencimiz şu anki Ermenistan’ın Türk yurdu olduğunu biliyor. Aras’ın O Tayı, yani Saat Çukuru/Çukuru Saat 1920 Yıllarına kadar Türklerin yaşadığı mesken değil miydi? Vedibasar tarafları 1950’li Yıllara kadar Türk Yurdu değil miydi?

Geçlerimiz, dedelerinin nüfus cüzdanlarına bir baksınlar. Iğdır ve çevresinde yaşayan Türklerin birçoğunun babalarının, Dedelerinin doğum yerinin Revan, İravan veya Erivan olduğunu göreceklerdir. Bir iki nesil önceki dedelerimiz çocuklarına Ermenilerin yaptıkları katliamları anlatıp durulardı. Hiçbir tarihçimiz eline kalemi alıp yaşayan canlı tanıkların anlattıklarını, Ermenilerin yaptıkları zulmeti yazmadı veya anlatmadı. Ancak Ermeniler her fırsatta hayal ürünleri ile Avrupa’yı da arkalarına alarak Türkleri yıpratmayı, yalan soykırımları kabul görmeye uğraştılar ve başardılar.

 

Ermenistan’ın hayalperest yöneticiler Ermeni Tarihinden bahsetmektedirler Ermenilerin tabiatında var olan saldırganlık ve acımasızlık, onların tarihi kaderinden ileri gelir. Tarih boyunca büyük devletlerin hükümranlığı altında yaşayan, hiçbir zaman bağımsız bir devleti olmayan Ermeniler, efendileri sık sık değişen köleler gibi ömür sürmüşlerdir. Roma, İran, Bizans, Arap, Türk, Rus... Tarih sahnesinde yeni efendi çıktığında, Ermeniler eski efendilerine isyan etmişlerdir. Rus Bilgini V.L. Veliçko’nun değişi ile Ermeniler kendi efendilerini sistemli olarak satmışlardır[1]. Böylece ebedi kölelik duygusu, insan severlik hissinin oluşmasına imkân vermemiştir. Ermeni karakterinde gaddarlık, kıskançlık, ikiyüzlülük gibi olumsuz keyfiyetler meydana getirmiştir.

 

 

 

 

Revan Hanlığı, (şu andaki Ermenistan’ın başşehri Erivan) 18. yüzyılın ikinci yarısı ile 19. yüzyılın başlarında diğerlerine oranla kuvvetli bir stratejik bir duruma sahip olan Güney Kafkasya Türk hanlıklarından birisiydi.

 

İrevan Hanlığı Safeviler Devleti'nin dâhilinde Çukursa'd (İrevan Beylerbeyliği) adlı arazide kurulmuştu. Çukurs'ad Beylerbeyliği Revan şehri ve çevresini, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Şerur ve Sederek rayonlarını, Türkiye'nin Iğdır ilini ve aynı zamanda Beyazıt Kalesi'ni içine almaktaydı. Beylerbeyliği, Kaçar boylarının temsilcileri yönetiyordu.

 

       Türkiye Sınırına 23 km mesafede bulunan Erivan /Revan/İrevan şehri,  Zengi (Razdan) çayının kıyısındadır. Denizden yüksekliği 965 metredir. Gümrü (Leninakan)- Culfa demiryolunun Uluhanlı istasyonundan 15 kilometrelik bir hat Erivan/Revan/irevan’a gelir. Düzgün karayolları ile Gümrü, Yenibeyazıt, Üçkilise, (Ecmiadzin) Eşterek, Kamerlü ve Keşişkent’e bağlıdır.

       Eski Karakoyunlu Türkmenlerinin kışlağı olan Sahat Çukuru’nun merkezi olan Erivan/Revan/İrevan 1747’de kurulan ve 1827’de yıkılan Revan Hanlığı’nın da merkezi idi.

       1936 Yılında Tebriz üzerinden Aras kıyısına gelen Timur’un ordusu, Karakoyunlu Şeyh Hasan’dan Gemi Hisarı’nı Türkmen koruyucularından Beçeni Kalesini ve Tuman Türkmenden de Aras’ın sağındaki Sürmeli Hisarı’nı (Iğdır) aldı. Bu sırada Sahatlu Tükmenleri Karakoyunlular’ın güçlü ve kalabalık bir boyu olarak Ağrı’da, Elegez-Gökçedeniz arasında yaşıyordu. Bu yüzden Revan Ovası’na Sahat Çukuru deniliyordu. Timur ölünce Karakoyunlu Şah Kara Yusuf (1389-1420) Azerbaycan ve Irak Hanı Timurlu Ebubekir Mirza’yı 14 Kasım 1406’da Nahçıvan yakınlarında yenerek, 20 yıl önceki gibi Yukarı Aras boylarını yeniden Karakoyunlu topraklarına kattı.

       1419-1420 kışında Karakoyunlu hazinesini sarp Beyazıt Kalesi’nde saklayan Sahatlu halkının Çukur Sahat’ta kışlamakta olduğunu, Akkoyunlu resmi tarihi “Kitab-ı Diyarbekiriyye” bildirmektedir.[2]

       Revan Ovası, İlhanlılar döneminden beri Anı şehrindeki valiliğine bağlı idi. Bu şehrin 1421, 1428 ve 1435 yıllarında Tımurlu ve Karakoyunlu şehzadeler kavgasında bozulması ve 1436 -1438 arasında da Kara İskender ve Cihanşah kardeşlerin savaşlarından ıssızlaşması yüzünden Yukarı Aras boyunun valilik merkezi Nahçıvan oldu. Evliya Çelebi’nin 1647’de okumuşlardan tespit ettiği bir geleneğe göre 1407 baharında Tımurlu ülkesinden gelen büyük bezirgân Lehicanlı Hoca Han, Zengi suyunun kırağındaki yeşil düzlüğe pirinç ektirerek buraya yerleşti.

       Yavuz Sultan Selim, İran Seferi dönüşünde 29 Eylül 1514’te Aras’ın kuzeyine geçerek buraları Osmanlı topraklarına kattı. Birinci Selim Anadolu Türkmenlerinden Dev Ali Sultan’ı Revan ve çevresinin yönetimine tayin etti. O da Anadolu’daki Ayrumlu Oymağını Revan ve çevresine yerleştirdi. O dönemlerde Kars, Pasinler, Doğubayazıt,  Eleşkirt ve Maku de Revan Beylerbeyi’ne bağlıydı.

       1535 Yılında Revan ve çevresi Safevilerin eline geçti. Bu eyalet 1549’da Kanuni’nin ikinci doğu seferi sırasında yeniden Osmanlı topraklarına katıldı.

       1555 Amasya Barışı ile Revan Eyaleti Safevilerde kaldı. Revan Valisi Ustacalı Şahkulu, İran Elçisi olarak kalabalık maiyetiyle birlikte 1568 Yılının Şubat ayında İkinci Selim’in tahta çıkışını tebrik için Edirne’ye gitti. Burada 1555 Antlaşmasının yenilenmesini sağladı. 1577’de yapılan Çıldır Savaşı ile Revan yeniden Osmanlılara geçti.

       5 Ekim 1827’de Revan Kalesi Ruslar tarafından işgal edildi. 22 Şubat 1828 Türkmençay Anlaşmasıyla Revan Hanlığı, Nahçıvan Hanlığı ile birlikte Ruslara geçti. Çar Birinci Nikola, 1828 Yılında yayınladığı fermanla, Revan ve Nahçıvan Hanlıklarını “Armiyanskaya Oblastı” adıyla birleştirerek Ermeni Askeri vilayetini kurduğunu ilan etti. Bununla birlikte Nikola, burada özerk Ermeni hükümetine izin vermedi. Zira o dönemde Ermeni Nüfusu ancak yüzde 15’ti. Ancak Ermeniler Üçkilise (Ecmiadzin) Katolikosluğu çerçevesinde toplanıp çoğalmaya başladı. Bölgedeki Türkler de göçe zorlanarak 1918’de burası Ermenistan ilan edildi.

 

Iravan Hanlığı yalnızca coğrafi mekân değil, hem de güçlü edebi estetik edebiyat mekânıdır. Bu Hanlığın adı söylenince ilk akla gelen Gernibasar, Göyçe, Dereçiçek, Dereleyez, Ağbaba mahalları, saz-sözleri akla gelir. Bu mahallar Türk ahlakı ve medeniyetinin ezeli ocakları, “ana sazımızın beşiyi, bedii sözümüzün çağlayan çeşmesi akla gelir.” Batı Azerbaycan asilli Oğuz Türkleri olmazın meşakkatlerle yüzleştikleri vakitlerde doğma dilini, adət-ananelerini, milli ve manevi değerlerini hiçbir şeyden korkmadan çekinmeden koruyup saklamışlar.

Şimdi el yetişmez olan adı söylenen bu araziler baştan-başa Ermenileştirilmiştir. Bu yaşayış meskenleri, yer, çay, dağ adları, mescit, mahalle ve bağ adları coğrafyacıların, siyasetçilerin akıllarında, Karabağ meselesinin halline yöneltilen aktüel sohbetlerde ve bir de bu adların, yerlerin hasretini çeken ihtiyar kocaların ara-sıra sohbetlerinde yaşıyor.

 

                                                                                              Ziya Zakir ACAR

                                                                       Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür

                                                             Birliğini Yaşatma ve Destekleme Derneği

                                                                                       Başkanı



[1]           V.L.Veliçko:Kavkaz, Baku 1990, s.75

 

[2] Aras’tan Volga’ya Nihat Kaşıkçı, Hasan Yılmaz Ankara 1999 s.90

Üye Girişi